وَٱلَّتِىٓ أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فِيهَا مِن رُّوحِنَا وَجَعَلْنَٰهَا وَٱبْنَهَآ ءَايَةً لِّلْعَٰلَمِينَ
"Irzını korumuş olanı da an: ona ruhumuzdan üfledik ve onu da oğlunu da âlemlere bir işaret kıldık."
Ve ayetin ilk kaydedilecek yanı şudur: ad verilmiyor. Anılan kişi bir ism-i mevsûlle geliyor: velletî — "o kadın ki".
| Ayet | Nasıl anılıyor | Neye göre |
|---|---|---|
| 87 | Ze'n-Nûn | Başından geçene göre |
| 91 | velletî ahsanet fercehâ | Yaptığı fiile göre |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı iki ayetin ortak biçimidir: dizide adı verilmeyen iki kişiden biri bir olayla, öteki bir fiille adlandırılıyor. Ve ikinci durumda adlandırma, kişinin kendi eylemine dayanıyor.
Kur'an'da aynı ifade Tahrîm 66/12'de geçiyor ve orada işlendi. Oraya dayanıyorum ve iki ayeti yan yana koyuyorum:
| Tahrîm 66/12 | Enbiyâ 21/91 | |
|---|---|---|
| Adlandırma | Meryeme'bnete İmrâne'lletî ahsanet fercehâ — adıyla | ve'lletî ahsanet fercehâ — adsız |
| Üfleme | fe-nefahnâ fîhi — müzekker zamir | fe-nefahnâ fîhâ — müennes zamir |
| Ek kayıt | ve saddekat bi-kelimâti rabbihâ ve kütübihî ve kânet mine'l-kānitîn | ve cealnâhâ vebnehâ âyeten li'l-âlemîn |
| Görüş | Fîhi (Tahrîm) neye dönüyor |
|---|---|
| 1 | Elbisesinin yakasına — bu yüzden müzekker |
| 2 | Ferce — kelime müzekker sayılmıştır |
| 3 | İki ayet aynı şeyi iki ayrı yönden anlatır; zamir farkı anlamı değiştirmez |
Hısn — kale; hasîn — sağlam, korunaklı. Kökün çekirdek anlamı: bir şeyi korunaklı kılmak, sağlamlaştırmak.
Fiil edilgen değil, etkendir. Uhsınet (korundu) değil, ahsanet (korudu). Yani ayet, korunmuş olmayı bir kişinin kendi fiili olarak kaydediyor.
Ve dizideki yeri bu çatıyla anlaşılıyor: dizinin diğer halkalarında peygamberler seslenerek anıldı; burada anılan kişi bir fiille anılıyor. Ortak nokta, ikisinin de kişinin kendi eylemi olmasıdır.
Ölçülü bir dille kaydediyorum ve bundan fazlasına girmiyorum: ayet bir vasıf bildiriyor, bir tasvir yapmıyor. Kur'an'ın vermediği hiçbir ayrıntıya girilmez.
Zümer 39/67'de benzer bir izâfet için konan tenzih kaydı burada da geçerlidir: bu ifadeler Allah'a cüz, parça ya da organ nispet edecek şekilde anlaşılamaz.
Dilcilerin ve müfessirlerin yaygın olarak kaydettiği izah: buradaki izâfet teşrîf izâfetidir — yani "bizim rûhumuz" derken kastedilen, o şeyin şerefini bildiren bir nispettir; Kur'an'da beytî (evim), nâkatullâh (Allah'ın devesi) gibi terkiplerde aynı yapı vardır. Bunu nakledilen bir izah olarak aktarıyorum.
Ve klasik tefsirlerde rûhun ne olduğu tartışılmıştır. Bu tefsirde o tartışmaya girmiyorum; ayetin verdiği şey bir nispettir, bir tanım değil.
Ve bir gramer nüktesi kaydedilmelidir: iki kişi anılıyor (cealnâhâ ve'bnehâ) ama işaret tekildir: âyeten, âyeteyni değil.
لِّلْعَٰلَمِين — ve kelime sûrede üçüncü kez. (71, 91, 107.) Dizi burada kapanıyor ve bir sonraki ayette sûre hükmünü koyuyor.