قَٰلَ رَبِّ ٱحْكُم بِٱلْحَقِّ وَرَبُّنَا ٱلرَّحْمَٰنُ ٱلْمُسْتَعَانُ عَلَىٰ مَا تَصِفُونَ
"Dedi: 'Rabbim! Hak ile hükmet.' Ve Rabbimiz, sizin yakıştırdıklarınıza karşı yardımı istenen Rahmân'dır."
| Okuma | Anlam |
|---|---|
| Kāle — mâzî | "Dedi: Rabbim, hak ile hükmet" — Peygamber'in duası aktarılıyor |
| Kul — emir | "De ki: Rabbim, hak ile hükmet" — dua etmesi emrediliyor |
Ve aynı ihtilaf sûrenin dördüncü ayetinde de vardı. Yani sûre, aynı kıraat farkını iki ucunda taşıyor. Bu bir olgudur; üzerine hüküm kurmuyorum.
| Kelime | Sûrede nerede geçmişti |
|---|---|
| el-hakk | 18 — nakzifü bi'l-hakkı ale'l-bâtıl; 24 — lâ ya'lemûne'l-hakk; 97 — el-va'dü'l-hakk |
| er-Rahmân | 26, 36, 42 |
| tasifûn | 18 — mimmâ tasifûn; 22 — ammâ yasifûn |
| 21/18 | 21/112 | |
|---|---|---|
| Hak | nakzifü bi'l-hakkı ale'l-bâtıl | rabbi'hkum bi'l-hakk |
| Vasf | ve lekümü'l-veylü mimmâ tasifûn | el-müsteânü alâ mâ tasifûn |
On sekizinci ayette hak atılan bir şeydi; son ayette istenen bir hükümdür. Ve iki ayette de aynı harfi cer var: bi'l-hakk.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı iki ayetin ortak kelimeleridir: sûre, ortasında bâtılın hakla parçalandığını söylemişti. Sonunda aynı hakkın bir hüküm olarak istendiğini gösteriyor. Ve arada değişen şey, fiilin kime ait olduğudur: orada nakzifü (biz atarız), burada ihkum (sen hükmet).
Müsteân — ع-و-ن kökü, X. bâb (istif'âl) ism-i mef'ûl. Avn — yardım; isti'âne — yardım istemek. Ve ism-i mef'ûl olduğu için: "kendisinden yardım istenen".
Kelime, Fâtiha'de işlenen ve iyyâke nesteîn ile aynı köktendir. Oraya dayanıyorum.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı sûrenin isim kullanımıdır: yirmi altıncı ayette bu isme çocuk isnat edilmişti; otuz altıncı ayette bu ismin zikri inkâr edilmişti; kırk ikinci ayette bu isimden korunma sorulmuştu. Ve sûre, aynı ismi kendi kapanış cümlesinde yardımı istenen olarak anıyor.
عَلَىٰ مَا تَصِفُونَ — ve sûre, muhatabın diliyle kapanıyor: yardım, onların yakıştırdıklarına karşı isteniyor.
Ve son bir dizim gözlemi: ayet tasifûn ile bitiyor — muzâri fiil. Yani sûre, kapandığı anda hâlâ süren bir fiile bakıyor.