يَوْمَ نَطْوِى ٱلسَّمَآءَ كَطَىِّ ٱلسِّجِلِّ لِلْكُتُبِ كَمَا بَدَأْنَآ أَوَّلَ خَلْقٍ نُّعِيدُهُۥ وَعْدًا عَلَيْنَآ إِنَّا كُنَّا فَٰعِلِينَ
Yevme natvi's-semâe ke-tayyi's-sicilli li'l-kütüb, kemâ bede'nâ evvele halkın nuîduh, va'den aleynâ, innâ künnâ fâilîn
"O gün göğü, yazıların dürüldüğü gibi düreriz. İlk yaratmaya başladığımız gibi onu iade ederiz. Bu, üzerimize aldığımız bir sözdür; biz bunu mutlaka yaparız."
Tayy — kök ط-و-ي. Anlamı: bir şeyi katlayıp sarmak, dürmek. Tavâ's-sahîfe — sayfayı dürdü. Karşıtı neşrdir: açmak, yaymak.
Ve orada konan tenzih kaydı burada da geçerlidir ve tekrarlanması zorunludur. Zümer'deki kayıt şuydu:
"Bu ifadeler Allah'a organ, cisim ya da mekân nispet edecek şekilde anlaşılamaz. […] Klasik tefsirlerde iki tavır nakledilir: lafzı olduğu gibi kabul edip keyfiyetini Allah'a bırakmak (tefvîz), ya da kudret ve tam tasarruf anlamında yorumlamak (te'vîl). İkisini de aktarıyorum, tercih dayatmıyorum."
| Zümer 39/67 | Enbiyâ 21/104 | |
|---|---|---|
| Biçim | matviyyâtün — ism-i mef'ûl | natvî — fiil, birinci çoğul |
| Kayıt | bi-yemînih | ke-tayyi's-sicilli li'l-kütüb — bir benzetme |
| Ardından | sübhânehû ve teâlâ ammâ yüşrikûn — tenzih | kemâ bede'nâ evvele halkın nuîduh — bir kural |
Sicill — kök س-ج-ل. Ve kelimenin ne olduğu üzerinde klasik tefsirlerde gerçek bir ihtilaf vardır. Tablo hâlinde veriyorum:
| Görüş | Sicill ne | İzah |
|---|---|---|
| 1 | Yazı tomarı / sayfa | Üzerine yazılan ve dürülen kâğıt ya da deri |
| 2 | Yazan kişi (kâtip) | Yazıları düren yazıcı; bu durumda li'l-kütüb "yazdıkları için" olur |
| 3 | Kayıt defteri | İçine kayıtların işlendiği defter |
| Görüş | Lâm nedir |
|---|---|
| 1 | Ta'lîl — "yazılar için", yani yazıları korumak üzere |
| 2 | Alâ anlamında — "yazılar üzerine" |
| 3 | Zâide — mef'ûlü belirtmek için: "yazıları dürmesi gibi" |
Mutaffifîn'de bu kökle ilgili bir kayıt vardır: orada siccîl kelimesiyle akrabalık kuranların bulunduğu, ancak bunun zayıf sayıldığı ve iki kelimenin farklı köklerden geldiği kaydedilmişti. Oraya dayanıyorum.
Ayetten evrenin sonuna dair fiziksel bir model çıkarmıyorum. Gerekçem, otuzuncu ayette verdiğim gerekçelerin aynısıdır ve bir tanesi burada özellikle güçlüdür:
Ayetin kendisi bir benzetme kuruyor: ke-tayyi… — "…dürülmesi gibi". Kâf teşbih harfidir. Yani cümle, olayın nasıl olacağını değil, neye benzediğini söylüyor. Bir teşbihten fizik çıkarmak, teşbihin ne olduğunu görmemektir.
Ve benzetmenin öteki tarafı bir yazıdır — bir gök cismi değil. Kelimeler yazı ve kâğıt dünyasından alınmış.
| Görüş | Kuruluş | Anlam |
|---|---|---|
| 1 | Kemâ teşbih, evvele halkın mef'ûl | "İlk yaratmayı başlattığımız gibi onu iade ederiz" |
| 2 | Evvele halkın zarf | "İlk yaratmada olduğu gibi" |
| 3 | Mâ masdariyye | "Yaratmaya başlamamız gibi iade ederiz" |
Ve cümlenin kurduğu şey kaydedilmelidir: bir kıyas. İkinci yaratma, birincisine benzetiliyor. Yani delil, gelecekten değil geçmişten alınıyor.
وَعْدًا عَلَيْنَا — va'den mansûb, masdar-ı müekkid. Ve aleynâ harfi cerinde bir incelik var: alâ, Arapçada yükümlülük bildirir. Yani söz, bir vaat olmakla kalmıyor — üstlenilmiş bir yük olarak adlandırılıyor.
| Ayet | İfade | Kim |
|---|---|---|
| 17 | in künnâ fâilîn | Metin — şart içinde |
| 68 | in küntüm fâilîn | Kavim — İbrâhim'i yakma kararında |
| 79 | ve künnâ fâilîn | Metin — Dâvûd'a verilenler |
| 104 | innâ künnâ fâilîn | Metin — dirilişin vaadi |