ٱقْتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمْ وَهُمْ فِى غَفْلَةٍ مُّعْرِضُونَ
Kök ق-ر-ب ve VIII. bâb (ifti'âl) kalıbı Kamer 54/1'de ayrıntılı çözümlendi. Oradaki kayıt burada da geçerlidir ve özeti şudur:
"Karube yakın olmayı bildirir, iktarabe yakınlaşma hareketini bildirir — yaklaşıyor, mesafe kapanıyor."*
Kur'an bu fiili yaklaşan şey için üç yerde kullanır ve üçü de bu tefsirde işlenmiş ya da işlenecek durumdadır:
| Yer | Yaklaşan | Yanındaki cümle |
|---|---|---|
| Kamer 54/1 | es-sâa — Saat | ve'nşakka'l-kamer — bir olayla birlikte |
| Enbiyâ 21/1 | hisâbühüm — onların hesabı | ve hüm fî ğafletin mu'ridûn — bir hâlle birlikte |
| Enbiyâ 21/97 | el-va'dü'l-hakk — gerçek vaat | kad künnâ fî ğafletin min hâzâ — aynı hâlin itirafıyla |
Ve fark kaydedilmelidir: Kamer'de yaklaşan şey Saat'tir — bir zaman. Burada yaklaşan şey hesaptır — bir işlem. Zaman herkes için aynıdır; hesap ise sahibine izâfe edilmiştir: hisâbühüm — "onların hesabı".
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı zamirdir: cümle "kıyamet yaklaştı" demiyor. Yaklaşan şeyi muhatabın kendi dosyası olarak adlandırıyor.
Ve dizimde bir öne alma var: iktarabe li'n-nâsi hisâbühüm. Fâil (hisâbühüm) ile fiil arasına li'n-nâs girmiştir.
Kendi okumam olarak kaydediyorum: cümle önce kime yaklaştığını söylüyor, sonra neyin yaklaştığını. Sıra, haberin ağırlığını insanın üzerine bırakıyor.
Vâv burada hâl vâvıdır ("…iken"). Ve iki haber üst üste geliyor: fî ğafletin (câr-mecrûr) ve mu'ridûn (ism-i fâil).
غ-ف-ل kökü: bir şeyin farkında olmamak, aklın o şeyden boş olması. Ğufl — üzerinde işaret bulunmayan, damgasız olan; çölde iz taşımayan yer. Yani kökün resminde belirti yokluğu vardır.
| Kelime | Ne bildiriyor | İrade payı |
|---|---|---|
| غَفْلَة | Farkında olmama | Yok — bilmiyor |
| مُّعْرِض | Yüz çevirme (ع-ر-ض: yanını, enini dönmek) | Var — biliyor, dönüyor |
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: iki hâl normalde bir arada bulunmaz. Farkında olmayan yüz çeviremez; yüz çeviren farkında olmayan sayılmaz. Ayet ikisini aynı anda nispet ediyor.
Ve kelime sûrede dört kez geçecek: mu'ridûn (1), mu'ridûn (24), mu'ridûn (32), mu'ridûn (42). Dördü de aynı çoğul biçimde ve dördü de bir delilin ardından geliyor. Bu sayılabilir bir olgudur ve sonda tablolanacak.