وَإِن تَجْهَرْ بِٱلْقَوْلِ فَإِنَّهُۥ يَعْلَمُ ٱلسِّرَّ وَأَخْفَى · ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ لَهُ ٱلْأَسْمَآءُ ٱلْحُسْنَىٰ
Ve in techer bi'l-kavli fe-innehû ya'lemü's-sirra ve ahfâ · Allâhu lâ ilâhe illâ hû, lehü'l-esmâü'l-hüsnâ
"Sözü açıktan söylesen de (bil ki) O, gizliyi de ondan daha gizlisini de bilir. · Allah — O'ndan başka ilâh yoktur. En güzel isimler O'nundur."
| Derece | İfade | Ne |
|---|---|---|
| 1 | Techer bi'l-kavl | Açıktan söylenen |
| 2 | Es-sirr | Gizli — söylenmeyen, içte tutulan |
| 3 | Ve ahfâ | Ondan daha gizli — adlandırılmıyor |
| Okuma | Ahfâ ne |
|---|---|
| 1 | Kişinin kendisinden bile gizli olan — henüz farkına varmadığı |
| 2 | Henüz doğmamış olan — gelecekte içine doğacak düşünce |
| 3 | Bir mertebe belirtmeksizin, gizliliğin en son sınırı |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı ism-i tafdîlin nesnesiz bırakılmasıdır: cümle üçüncü basamağı tanımlamıyor. Tanımlasaydı, o da bir sınır olurdu. Adlandırmayı bırakması, sınırın kaldırıldığını gösteriyor.
Dizim nüktesi kaydedilmeye değer: cümle "gizli söylesen de bilir" demiyor — "açıktan söylesen de" diyor.
Beklenen kuruluş şudur: "gizlesen de bilir". Ayet tersini yapıyor: açıklığı şart, gizliliği cevap yapıyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı şartın yönüdür: cümle, sesin yükseltilmesinin gereksizliğini söylüyor. Ve bu, sûrenin ikinci ayetiyle aynı çizgidedir: orada kitabın muhataba yük olmadığı söylenmişti, burada muhatabın sesini yükseltmesinin gerekmediği. İkisi de bir fazlalığı kaldırıyor.
Ve sûre içi bağ kaydedilmelidir: yüz sekizinci ayette bütün sesler kısılacak (fe-lâ tesmeu illâ hemsâ) ve doksan altıncı ayette Sâmirî'nin gizlisi açığa çıkacak. Ses ve gizlilik, sûrenin sürekli çalışan iki ekseni.
Terkip Haşr 59/24'te işlendi ve orada kaydedilmişti: lehû öne alınmıştır ve Arapçada haberin öne geçmesi hasr (sınırlama) bildirir — "en güzel isimler yalnız O'nundur"; hüsnâ, ahsen'in müennes ism-i tafdîl hâlidir, yani "güzel isimler" değil "en güzel isimler". Oraya dayanıyorum ve tekrarlamıyorum.
Orada ayrıca kaydedilmişti: terkip Kur'an'da dört yerde geçer (A'râf 7/180, İsrâ 17/110, Tâhâ 20/8, Haşr 59/24). Bu ayet, o dördün biridir.
Ve buraya ait olan bir şey var: cümlenin bulunduğu yer. Sekizinci ayet, sûrenin giriş bloğunu kapatan cümledir; ve dokuzuncu ayette doğrudan Mûsâ kıssasına geçilecek.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı sıradır: kıssa, kim olduğu ilan edilmiş bir konuşanın ardından başlıyor. Ve kıssanın on dördüncü ayetinde aynı cümle bir kez daha, bu kez Mûsâ'ya söylenecek: innenî ene'llâhu lâ ilâhe illâ ene. Sekizinci ayet üçüncü şahısla, on dördüncü ayet birinci şahısla. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır.