قَالَا رَبَّنَآ إِنَّنَا نَخَافُ أَن يَفْرُطَ عَلَيْنَآ أَوْ أَن يَطْغَىٰ · قَالَ لَا تَخَافَآ إِنَّنِى مَعَكُمَآ أَسْمَعُ وَأَرَىٰ
Kālâ rabbenâ innenâ nehâfü en yefruta aleynâ ev en yatğâ · Kāle lâ tehâfâ innenî meaküma esmau ve erâ · Fe'tiyâhu fe-kūlâ innâ rasûlâ rabbike fe-ersil meanâ benî isrâîle ve lâ tuazzibhüm, kad ci'nâke bi-âyetin min rabbik, ve's-selâmü alâ meni'ttebea'l-hüdâ · İnnâ kad ûhıye ileynâ enne'l-azâbe alâ men kezzebe ve tevellâ
"Dediler ki: 'Rabbimiz! Bize karşı aşırı gitmesinden ya da iyice azmasından korkuyoruz.' · 'Korkmayın; ben sizinle beraberim, işitirim ve görürüm' dedi. · 'Ona gidin ve deyin ki: Biz Rabbinin iki elçisiyiz. İsrâiloğulları'nı bizimle gönder, onlara işkence etme. Sana Rabbinden bir işaretle geldik. Selâm, doğru yola uyana olsun. · Bize, yalanlayıp yüz çevirene azabın olacağı vahyedildi.'"
ف-ر-ط kökü — dizinde ilk kez burada çözümleniyor. Dilcilerin verdiği somut anlam: bir şeyin önüne geçmek, öne fırlamak. Fârit — kervanın önünden su bulmaya giden kişi. Buradan iki dal:
| Korku | İfade | Ne |
|---|---|---|
| 1 | En yefruta aleynâ | Hızla saldırması — konuşma tamamlanmadan |
| 2 | Ev en yatğâ | Azgınlığını artırması — konuşma sonrası |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki fiilin zamanıdır: birincisi tebliğin kesilmesinden, ikincisi tebliğin ters tepmesinden korkuyor. Yani korku, kişisel güvenlik korkusu olarak değil, işin akıbeti olarak ifade ediliyor.
Ve ikinci fiil kaydedilmeye değer: yatğâ — yirmi dördüncü ve kırk üçüncü ayetlerdeki tağâ ile aynı kök. Yani iki elçi, muhatabın daha da azmasından korkuyor.
Dizim nüktesi: meaküma — ikil. Ama fiiller esmau ve erâ — birinci tekil. Yani "sizinleyim" diyen ile "işitirim, görürüm" diyen aynı özne.
Ve Şuarâ 26/15'te aynı güvence başka bir kalıpla verilmişti: innâ meaküm müstemiûn. İki ayet yan yana konabilir:
| Yer | İfade | Kalıp |
|---|---|---|
| Şuarâ 26/15 | İnnâ meaküm müstemiûn | Çoğul azamet + ism-i fâil |
| Tâhâ 20/46 | İnnenî meaküma esmau ve erâ | Tekil + iki muzâri fiil |
Fark kaydedilmeye değer: Şuarâ'da yalnız işitme, Tâhâ'da işitme ve görme. Ve Tâhâ'da fiiller muzâri — yani sürmekte olan bir iş.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki fiilin seçimidir: iki elçinin korkusu konuşma ile davranış üzerineydi (söz kesilir mi, saldırır mı). Cevap da iki duyu veriyor: sözü işiten ve davranışı gören. Yani güvence, korkunun iki maddesine tek tek karşılık geliyor.
Söylenmesi emredilen sözün kapanışı kaydedilmelidir ve dikkat çekicidir: selâm, muhataba değil bir vasfa veriliyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı harf-i cerrin nesnesidir: selâm ne veriliyor ne esirgeniyor — bir şarta bağlanıyor. Ve şart, muhatabın önünde açık duruyor.
Kasas 28/55, Furkān 25/63 ve Zuhruf 43/89'da işlenen çizgi buraya bağlanır — orada da ayrışma bir selâmla mühürleniyordu. Tâhâ'daki fark: selâm ayrışmayı değil, davetin sonunu mühürlüyor.