ٱذْهَبْ أَنتَ وَأَخُوكَ بِـَٔايَٰتِى وَلَا تَنِيَا فِى ذِكْرِى · ٱذْهَبَآ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ · فَقُولَا لَهُۥ قَوْلًا لَّيِّنًا لَّعَلَّهُۥ يَتَذَكَّرُ أَوْ يَخْشَىٰ
İzheb ente ve ehûke bi-âyâtî ve lâ teniyâ fî zikrî · İzhebâ ilâ Fir'avne innehû tağâ · Fe-kūlâ lehû kavlen leyyinen leallehû yetezekkeru ev yahşâ
"'Sen ve kardeşin işaretlerimle gidin; beni anmakta gevşemeyin. · İkiniz Fir'avn'a gidin; çünkü o azdı. · Ona yumuşak söz söyleyin; belki öğüt alır ya da korkar.'"
و-ن-ي kökü — dizinde ilk kez burada geçiyor. Dilcilerin verdiği anlam: zayıflamak, gevşemek, bir işte yavaşlayıp duraklamak. Venâ fi'l-emr — işte ağırdan aldı. Kelime Kur'an'da yalnız burada geçer.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı yasağın nesnesidir: iki elçiye verilen ölçü, görevde gevşememek değil — anmakta gevşememek. Yani sürekliliği istenen şey iş değil, işin bağlı olduğu şey.
Ve bu, yirmi dokuzuncu ayetteki talebin gerekçesiyle örtüşüyor (ve nezkürake kesîrâ). Mûsâ neyi gerekçe göstermişse, ona o emredilmiş oluyor. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir örtüşmedir.