إِذْ أَوْحَيْنَآ إِلَىٰٓ أُمِّكَ مَا يُوحَىٰٓ · أَنِ ٱقْذِفِيهِ فِى ٱلتَّابُوتِ فَٱقْذِفِيهِ فِى ٱلْيَمِّ فَلْيُلْقِهِ ٱلْيَمُّ بِٱلسَّاحِلِ يَأْخُذْهُ عَدُوٌّ لِّى وَعَدُوٌّ لَّهُۥ وَأَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةً مِّنِّى وَلِتُصْنَعَ عَلَىٰ عَيْنِىٓ
İz evhaynâ ilâ ümmike mâ yûhâ · Eni'kzifîhi fi't-tâbûti fe'kzifîhi fi'l-yemmi fe'l-yulkıhi'l-yemmü bi's-sâhıli ye'huzhü adüvvün lî ve adüvvün leh, ve elkaytü aleyke mahabbeten minnî ve li-tusnaa alâ aynî
"'Hani annene vahyedileni vahyetmiştik: · "Onu sandığa koy, sonra sandığı suya bırak; su onu kıyıya atsın; onu benim de düşmanım olan, onun da düşmanı olan biri alsın." Ve üzerine benden bir sevgi bıraktım; gözümün önünde yetiştirilesin diye.'"
Bu bölüm Kasas 28/7-13'te ayrıntılı işlendi. Orada anneye verilen bildirimdeki beş öğe (emzir — korkarsan — suya bırak — korkma ve üzülme — geri döndüreceğiz) tablolandı; fâriğ, rabatnâ alâ kalbihâ ve harramnâ aleyhi'l-merâdıa çözümlendi; ve kaydedilen şuydu: "vaat, olağan bir sebep zinciriyle gerçekleşiyor." Oraya dayanıyorum ve tekrarlamıyorum.
| Tâhâ 20/38-40 | Kasas 28/7-13 | |
|---|---|---|
| Kime söyleniyor | Mûsâ'ya — "annene vahyetmiştik" | Okuyucuya — üçüncü şahıs anlatı |
| Emzirme emri | Yok | Erdıîh — var |
| Sandık | Et-tâbût — anılıyor | Anılmıyor |
| Fiil | İkzifî — at, fırlat (iki kez) | Elkī — bırak |
| Suyun rolü | Fe'l-yulkıhi'l-yemmü bi's-sâhıl — su onu kıyıya atsın | Yok |
| Alan kişi | Adüvvün lî ve adüvvün leh | Fe'ltekatahû âlü Fir'avn — Fir'avn ailesi |
| Anneye teselli | Yok | Ve lâ tehâfî ve lâ tahzenî — var |
| Anneye vaat | Yok (Mûsâ'ya bildiriliyor: fe-raca'nâke) | İnnâ râddûhü ileyk — var |
| Sevgi | Ve elkaytü aleyke mahabbeten minnî | Yok |
| Yetiştirilme | Ve li-tusnaa alâ aynî | Yok |
Bir — muhatap değişiyor. Kasas kıssayı anlatıyor; Tâhâ, kıssanın kahramanına kendi hikâyesini anlatıyor. Bütün fiiller aleyke, ümmike, tusnaa — ikinci şahıs.
İki — Tâhâ suyun fiilini ayrıca anıyor. Fe'l-yulkıhi'l-yemmü bi's-sâhıl — emir kipi, ve öznesi su. Arapçada bu, lâmü'l-emr ile kurulmuş üçüncü şahıs emridir. Yani cümle, suya emrediyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı emir kipinin öznesidir: anneye verilen emir ile suya verilen emir aynı cümlede, aynı kiple sıralanıyor. İnsanın fiili ile suyun fiili tek bir zincirin halkaları olarak veriliyor. Bu, Kasas'ta kaydedilen "vaat, olağan bir sebep zinciriyle gerçekleşiyor" gözleminin dilbilgisi düzeyindeki karşılığıdır.
Üç — Tâhâ'da iki cümle var ve Kasas'ta yok: sevgi ve yetiştirilme. Bunlar aşağıda ayrıca ele alınıyor.
ق-ذ-ف kökü — dizinde ilk kez burada geçiyor. Dilcilerin verdiği anlam: bir şeyi uzağa fırlatmak, atmak. Kelime kuvvetli bir atış bildirir; aynı kökten kazf (iftira atmak — Nûr 24/4) gelir.
Kelime seçimi kaydedilmeye değer ve gözden kaçar: ayet iki kez aynı fiili kullanıyor — çocuk sandığa "atılıyor", sandık suya "atılıyor". Yumuşatılmış bir fiil kullanılmamış.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: metin, emrin ne kadar zor olduğunu kelimeyi yumuşatmayarak kaydediyor. Meryem 19/23-25'te aynı dürüstlük kaydedilmişti (Meryem'in yâ leytenî mittü kable hâzâ sözünün olduğu gibi verilmesi); oraya dayanıyorum.
ٱلتَّابُوت — sandık, kutu. Kelime Kur'an'da bir kez daha, Bakara 2/248'de geçer (İsrâiloğulları'na dönen sandık). İki ayet arasında bir bağ kurulmuyor; yalnız kelimenin dağılımını kaydediyorum.
ٱلْيَمّ — deniz ya da büyük nehir. Kelime bu sûrede dört kez geçer (39 iki kez, 78, 97) ve dördüncüsü kaydedilmeye değer: doksan yedinci ayette buzağı yemme savrulacak. Yani sûre, kıssayı başlatan suyu, kıssanın sonunda putu yutan su olarak geri getiriyor. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır.
أَلْقَيْتُ — "bıraktım, koydum". Fiil, sevgiyi bir konan şey olarak veriyor. Ve öznesi birinci tekil: "ben".
مَحَبَّة nekre (belirsiz) — "bir sevgi". Ve ardından minnî geliyor: "benden". Yani kaynağı ayrıca belirtiliyor.
عَلَيْكَ — "senin üzerine". Harf-i cerr kaydedilmeye değer: leke (senin için) ya da fî kalbike (kalbine) değil — alâ, yani üstüne konan, dışarıdan görülen bir şey.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı üç kelimenin birlikte kuruluşudur: ayet, sevgiyi Mûsâ'nın kendi niteliği olarak değil, üzerine bırakılmış bir örtü olarak anlatıyor. Ve fiil geçmiş zaman: iş olmuş.
Ve Kasas 28/9'da bunun sonucu anlatılıyordu: kurratü aynin lî ve leke lâ taktülûh — Fir'avn'ın karısının sözü. Yani Tâhâ sebebi, Kasas sonucu veriyor. İki sûre birlikte okunduğunda bir zincir çıkıyor ve bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: düşmanın evinde korunmanın sebebi bir güç değil, bir duygu.
ص-ن-ع kökü: bir şeyi ustalıkla, emek vererek yapmak. Sanâ' — zanaat; sun' — ustalıkla yapılmış iş. Kökün ayırt edici yanı, dilcilerin kaydettiği üzere, işin özenle yapılmasıdır — fi'l (yapmak) genel, sun' özeldir.
عَلَىٰ عَيْنِى — "gözümün üzerinde". Deyim Arapçada gözetim ve koruma altında olmayı bildirir. STYLE gereği bir kayıt düşüyorum: bu ifade Allah'a organ nispet edecek şekilde anlaşılamaz. Bakara 2/115'te vech için, Ğâfir (Mü'min) 40/7'de arş için düşülen kayıt burada da geçerlidir: klasik gelenekte iki tavır nakledilir — lafzı olduğu gibi kabul edip keyfiyetini havale etmek (tefvîz) ya da gözetim anlamında yorumlamak (te'vîl). İkisini de aktarıyorum, tercih dayatmıyorum.
| Ayet | İfade | Kim yapıyor |
|---|---|---|
| 39 | Ve li-tusnaa alâ aynî | Meçhul — Mûsâ yetiştiriliyor |
| 41 | Ve'stana'tüke li-nefsî | Allah — "seni kendim için hazırladım" |
| 69 | Telkaf mâ sanaû, innemâ sanaû keydü sâhır | Sihirbazlar — yaptıkları |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı bu dağılımdır: sûre, Mûsâ'yı "yapılmış" bir şey olarak anlatıyor ve karşı tarafın "yaptığı" şeyi aynı kökle adlandırıp ortadan kaldırıyor. İki sun' karşı karşıya geliyor.