وَٱضْمُمْ يَدَكَ إِلَىٰ جَنَاحِكَ تَخْرُجْ بَيْضَآءَ مِنْ غَيْرِ سُوٓءٍ ءَايَةً أُخْرَىٰ · لِنُرِيَكَ مِنْ ءَايَٰتِنَا ٱلْكُبْرَى · ٱذْهَبْ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ
Vadmum yedeke ilâ cenâhıke tahruc beydâe min ğayri sûin âyeten uhrâ · Li-nüriyeke min âyâtine'l-kübrâ · İzheb ilâ Fir'avne innehû tağâ
"'Elini koynuna sok; kusursuz, bembeyaz olarak çıksın — bu da başka bir işarettir. · Sana en büyük işaretlerimizden bazılarını gösterelim diye. · Fir'avn'a git; çünkü o azdı.'"
مِنْ غَيْرِ سُوٓءٍ — "kötülük olmaksızın". Kaydın kendisi kaydedilmeye değer: ayet, beyazlığın bir hastalık olmadığını ayrıca belirtiyor. Çölde beyazlaşan bir el, o günün insanı için doğrudan bir hastalık işaretiydi; cümle o ihtimali kapatıyor.
جَنَاح — cenâh kelimesi insan için kullanıldığında "kol, yan taraf, koltuk altı" anlamına gelir; Kasas 28/32'de (vadmum ileyke cenâhake mine'r-rehb) işlendi ve orada dilcilerin kuş resmine dayandırdığı izah aktarıldı. Oraya dayanıyorum.
Ve fark kaydedilmeye değer: Kasas'ta cenâhın toplanması korkuya karşıydı; burada elin cenâha sokulması bir işaretin üretilmesi içindir. Aynı kelime, iki ayrı işte.
ط-غ-ي kökü dizinde birçok yerde işlendi (Nâziât, Kāf, Fecr, Kalem) ve tekrarlanmıyor. Oradaki tarif: suyun kabından taşması; ölçüyü aşıp dışına çıkmak.
| Ayet | İfade | Kim |
|---|---|---|
| 24 | İzheb ilâ Fir'avne innehû tağâ | Fir'avn — görevin gerekçesi |
| 43 | İzhebâ ilâ Fir'avne innehû tağâ | Fir'avn — aynı cümle, ikil kipte |
| 81 | Ve lâ tatğav fîh | İsrâiloğulları — kurtarıldıktan sonra |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı yukarıdaki üç ayettir: sûre, kurtarılan tarafı, kendisinden kurtarıldığı kişiyi niteleyen kökle uyarıyor. Yani tuğyân bir kimliğe değil, bir konuma bağlı bir risk olarak veriliyor — nitekim seksen birinci ayette yasağın konusu nimetin kendisidir.