وَأَنَا ٱخْتَرْتُكَ فَٱسْتَمِعْ لِمَا يُوحَىٰٓ · إِنَّنِىٓ أَنَا ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّآ أَنَا۠ فَٱعْبُدْنِى وَأَقِمِ ٱلصَّلَوٰةَ لِذِكْرِىٓ · إِنَّ ٱلسَّاعَةَ ءَاتِيَةٌ أَكَادُ أُخْفِيهَا لِتُجْزَىٰ كُلُّ نَفْسٍۭ بِمَا تَسْعَىٰ · فَلَا يَصُدَّنَّكَ عَنْهَا مَن لَّا يُؤْمِنُ بِهَا وَٱتَّبَعَ هَوَىٰهُ فَتَرْدَىٰ
Ve ene'htertüke fe'stemi' limâ yûhâ · İnnenî ene'llâhu lâ ilâhe illâ ene fa'budnî ve ekımi's-salâte li-zikrî · İnne's-sâate âtiyetün ekâdü uhfîhâ li-tüczâ küllü nefsin bimâ tes'â · Fe-lâ yasuddenneke anhâ men lâ yü'minu bihâ vettebea hevâhu fe-terdâ
"'Ben seni seçtim; öyleyse vahyedilene kulak ver. · Şüphesiz ben, evet ben Allah'ım; benden başka ilâh yoktur. Öyleyse bana kulluk et ve beni anmak için namazı kıl. · Kıyamet mutlaka gelecektir; herkes yaptığının karşılığını görsün diye onu neredeyse gizli tutuyorum. · Ona inanmayan ve hevâsına uyan kimse sakın seni ondan alıkoymasın; yoksa helâk olursun.'"
Dizim nüktesi kaydedilmelidir: seçme fiili mâzî (ihtertüke — seçtim), dinleme emri ise ona fâ-i sebebiyye ile bağlanıyor. Yani dinleme, seçilmenin sonucu olarak konuyor.
Ve fiil isma' değil istemi' — VIII. bâb. Arapçada bu kalıp kasıtlı, dikkat vererek dinlemeyi bildirir. Şuarâ 26/15'te aynı kökün aynı kalıbı bir güvence cümlesinde geçmişti: innâ meaküm müstemiûn. Oraya dayanıyorum.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: aynı kök, Şuarâ'da Allah'ın dinlemesi, burada Mûsâ'ya emredilen dinleme.
Ve limâ yûhâ — meçhul fiil, fâili söylenmiyor. Cümle "sana vahyettiğimi" demiyor; "vahyedileni" diyor. Bu, aynı sûrenin otuz sekizinci ayetinde de tekrarlanacak: iz evhaynâ ilâ ümmike mâ yûhâ.