2/38-39 — İniş ve vaad
"'Hepiniz oradan inin' dedik. 'Size benden bir hidayet geldiğinde, kim hidayetime uyarsa onlara korku yoktur, üzülmeyeceklerdir de.'"
Bu cümle, vahiy zincirinin başlangıç noktasıdır. İnsan yeryüzüne bırakılmıyor; yeryüzüne gönderiliyor ve arkasından rehber gönderileceği söyleniyor. Kur'an'ın kendisi, bu vaadin son halkası olarak konumlanır.
Ve burada Fâtiha'ya dönen bir halka kapanıyor. Fâtiha'da kul "bizi doğru yola ilet" diye istemişti. Bakara'nın bu ayetinde, bu talebin karşılığının ta başlangıçtan beri vaad edilmiş olduğu söyleniyor. Talep yeni değil; cevap da yeni değil.
Kur'an'da tekrarlanan bu kalıp, insanın iki temel acısını adlandırıyor ve ikisi farklı zamanlara bakıyor:
İnsanın huzursuzluğu bu iki yönden gelir: ya kaybettiği için üzülür, ya kaybedeceği için korkar. Şimdiki an ise çoğu zaman bu ikisinin arasında sıkışıp yaşanmadan geçer.
Vaad edilen şey, olayların değişmesi değil — insan yine kaybedecek, yine tehlikeyle karşılaşacaktır. Vaad edilen, bu iki yönün de bir sahibi olduğunun bilinmesidir. Geçmiş bağışlanabiliyorsa hüzün dayanaksız kalır; gelecek bir Rabbin elindeyse korku dayanaksız kalır.
On ayette insan hakkında şunlar söylendi: yeryüzünde yetkilidir; bozma ve kan dökme kapasitesi vardır; adlandırma ve öğrenme kapasitesi vardır; sınırı çiğneyebilir; ama dönebilir ve dönüşü kabul edilir; ve rehbersiz bırakılmayacaktır.
Bu, bir övgü ya da yergi değil — bir tariftir. Ve sûrenin geri kalanı, bu tarife uymuş ve uymamış toplulukların uzun hikâyesidir.
Sûre buradan itibaren uzun bir bölüme giriyor. Yaklaşık seksen ayet boyunca tek bir topluluğa seslenilecek: kendilerine daha önce kitap verilmiş olanlara.
Bu bölüm neden bu kadar uzun? Çünkü anlatılan, yabancı bir milletin hikâyesi değil. Aynı zincirin önceki halkasıdır — sûrenin dördüncü ayetinde "senden önce indirilene de inanırlar" denmişti. Ve daha önemlisi: burada anlatılanlar, kitap almış bir topluluğun başına gelebileceklerin listesidir. Yeni bir kitap alan topluluk, kendisinden önce kitap almış bir topluluğun neler yaşadığını okuyor.
Bunu baştan söylemek gerekiyor, çünkü bu bölümün en yaygın yanlış okunuşu onu bir başkası hakkında sanmaktır. Kur'an'ın kendi kaydı bunu engelliyor: "Hepsi bir değildir; ehl-i kitap içinde… dosdoğru bir topluluk vardır" (Âl-i İmrân 3/113). Vasıf sayılıyor, kimlik değil — ve vasfı kim taşırsa hüküm ona bakar.