2/224-227 — Yemin: bahane olarak kullanılan söz
"Allah'ı, yeminlerinize kalkan yapmayın: iyilik etmenize, korunmanıza ve insanların arasını düzeltmenize engel olacak şekilde…"
عُرْضَة — kök ع-ر-ض: enine olan, önüne konan şey. Dilciler burada "araya konan engel" ve "sık sık öne sürülen bahane" anlamlarını verir. Yani yemin, yapılması gereken şeyi yapmamak için öne sürülen bir mazerete dönüşüyor.
Ayetin işaret ettiği durum somuttur: kişi öfkeyle "bir daha onunla konuşmayacağıma yemin ederim" der; sonra barışmak gerektiğinde yemini gerekçe gösterir. Ayet, yeminin bu şekilde kullanılmasını kaldırıyor.
لَّا يُؤَاخِذُكُمُ ٱللَّهُ بِٱللَّغْوِ فِىٓ أَيْمَٰنِكُمْ — "yeminlerinizdeki lağvdan sorumlu tutulmazsınız."
ل-غ-و kökü Vâkıa 56/25 bölümünde çözümlendi: hesaba katılmayan, boşa giden söz. Burada kelime bir hüküm terimi olarak kullanılıyor: kastedilmeden ağızdan çıkan yemin.
Ve ölçü hemen veriliyor: bimâ kesebet kulûbüküm — kalplerin kazandığı. Yani ölçü lafız değil, niyet.
ٱلَّذِينَ يُؤْلُونَ مِن نِّسَآئِهِمْ تَرَبُّصُ أَرْبَعَةِ أَشْهُرٍ — îlâ: eşine yaklaşmamaya yemin etmek. Cahiliyede bu, kadını süresiz bir belirsizlikte bırakmak için kullanılırdı: ne evli ne boşanmış.
Ayetin yaptığı iş bir süre koymaktır: dört ay. Sonrasında iki yol vardır ve ikisi de ayette adlandırılır: dönmek (fâû) ya da boşamak (azemü't-talâk).
Yani belirsizlik kaldırılıyor. Sûrenin bu bölümünde tekrar tekrar görülen işleyiş budur: bir uygulama yasaklanmıyor, süresiz olması yasaklanıyor.