2/178-179 — Kısas
"Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas yazıldı… Kim kardeşi tarafından bağışlanırsa, artık uygun olana uyulsun ve ona güzellikle ödensin."
Kök k-s-s: izi takip etmek, peşinden gitmek. Aynı kökten kıssa (anlatılan hikâye — olayın izini sürmek) ve kasas gelir. Kur'an bu kökü Mûsâ'nın annesinin kız kardeşine söylediği sözde de kullanır: "Onu izle" (Kasas 28/11).
Yani kısas, kelimenin kendi mantığında izin takip edilmesidir: fiil ne yaptıysa karşılık onun izinden gider, ne eksik ne fazla. Kelime, cezanın eşitliğini kendi kökünde taşıyor.
Bu hükmü anlamak için öncesini bilmek gerekiyor. Cahiliye Arabistan'ında kan davası orantısızdı: güçlü bir kabileden biri öldürüldüğünde, zayıf kabileden yalnızca katil değil, birçok kişi öldürülebiliyordu. Ölçü, ölenin ne yaptığı değil kimin adamı olduğuydu.
Kısas hükmü bu zinciri kesiyor: karşılık faile bağlanıyor ve bire bir sabitleniyor. Yani düzenleme cezayı getirmiyor — ceza zaten vardı ve sınırsızdı. Düzenlemenin getirdiği şey sınırdır.
Ayetin en ince yeri burası. Affetme ihtimali anlatılırken, maktulün velisi için "kardeşi" kelimesi kullanılıyor.
Yani cümlenin içinde, katil ile maktul tarafı arasında bir kardeşlik bağı kuruluyor — tam da aralarında kan bulunan anda. Kelime seçimi, affı bir imkân olarak sunmakla kalmıyor; affı mümkün kılacak zemini de kuruyor. İnsan, kardeş saymadığı birini bağışlamakta zorlanır.
Ve af sonrası da düzenleniyor: "uygun olana uyulsun ve güzellikle ödensin" — alacaklı zorlamayacak, borçlu geciktirmeyecek. Affın kendisi yeni bir husumete dönüşmesin diye.
İkincisi ve daha önemlisi, zincirin kesilmesi. Orantısız intikamın sonucu, karşı intikamdır; her karşılık yeni bir borç doğurur ve kan davası nesiller boyu sürer. Kısas orantıyı sabitleyerek bu zinciri durdurur. Kurtarılan hayatlar, hükmün uygulandığı kişinin değil, uygulanmadığı takdirde ölecek olanların hayatıdır.
| Kelime | Kökü | Ne ölçer |
|---|---|---|
| akl (2/44) | Bağlamak — ikâl, deveyi bağlayan ip | Tutma gücü |
| hicr (Fecr 89/5) | Taş, engel, sınır — hacr, mahcûr | Engelleme gücü |
| lübb (2/179) | Bir şeyin özü, içi — bademin, cevizin içi | Kabuğu aşıp öze varma |
Üçü de kapasite değil, bir işlev ölçüyor. Ve üçüncüsü ötekilerden farklı bir şey söylüyor: lübb sahibi, kabukta kalmayan kişidir. Bu ayette akıl sahiplerine seslenilmesinin sebebi açık — "kısasta hayat vardır" cümlesi, ancak yüzeyin altına bakan biri için anlamlıdır.