2/155-157 — Beş kayıp ve iki cümle
"Andolsun sizi biraz korku, açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle deneyeceğiz. Sabredenleri müjdele."
Liste soyut değil; bir topluluğun somut olarak yaşayabileceği şeylerin sırasıdır. Ve kaydedilmesi gereken bir ayrıntı var: "biraz" (bi-şey'in min). Ayet, sınamanın miktarına baştan bir sınır koyuyor.
بَلَاء kökü — 49. ayette gördüğümüz gibi b-l-v: yıpratarak denemek. Kur'an bunun tek yönlü olmadığını başka yerde söylüyordu: "Sizi şer ile de hayır ile de deniyoruz" (Enbiyâ 21/35). Buradaki liste kötü olanları sayıyor; ama Fecr sûresinde görüldüğü gibi, bolluk da aynı fiille adlandırılır.
- Bakara 2/125 — mesâbe: dönülen yer
- Bu sûrenin on dokuzuncu ayetinde — sayyib: hedefini bulan sağanak
Aynı kökten isabet ve savâb (doğru) gelir. Yani musibet, kelimenin kendi mantığında "isabet eden şey"dir — rastgele düşen değil, hedefi bulan. Kelime, olayın içinde bir yön bulunduğunu peşinen söylüyor.
"Biz Allah'a aitiz." — Bu bir mülkiyet beyanıdır. Kaybedilen şey — mal, can, ürün — zaten kişinin değildi. Kayıp, sahip olunan bir şeyin elden gitmesi değil; emanetin geri alınmasıdır. Bu, sûrenin üçüncü ayetindeki "kendilerine rızık olarak verdiğimizden" kaydıyla aynı çizgide.
"Ve biz O'na döneceğiz." — Bu bir yön beyanıdır. Kayıp, hikâyenin sonu değil; hikâyenin kendisi başka bir yere gidiyor.
İki cümle birlikte, acıyı inkâr etmiyor. Ayet "üzülmeyin" demiyor; nitekim üzülmek yasaklanmış bir şey değildir. Söylenen şu: kaybedilen şeyin ne olduğu ve nereye gidildiği bilinirse, kayıp anlamsız olmaktan çıkar. Acı kalkmıyor; dayanaksız kalmaktan kurtuluyor.
وَبَشِّرِ ٱلصَّٰبِرِينَ — "sabredenleri müjdele". Müjde kelimesinin kökünün beşere (deri) olduğunu, yani iyi haberin yüzde görüldüğünü Bakara 2/25'te görmüştük. Burada müjde, henüz görünür bir sonucu olmayan bir hale veriliyor.