وَٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ ءَالِهَةً لِّيَكُونُوا۟ لَهُمْ عِزًّا · كَلَّا سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِدًّا … يَوْمَ نَحْشُرُ ٱلْمُتَّقِينَ إِلَى ٱلرَّحْمَٰنِ وَفْدًا · وَنَسُوقُ ٱلْمُجْرِمِينَ إِلَىٰ جَهَنَّمَ وِرْدًا
"Kendilerine bir güç olsunlar diye Allah'tan başka ilâhlar edindiler. Hayır! O ilâhlar onların kulluğunu inkâr edecek ve onlara karşı çıkacaklar… O gün korunanları Rahmân'ın huzuruna elçi heyeti gibi toplarız; suçluları da susamış hâlde cehenneme süreriz."
Ayet, edinme fiilinin sebebini söylüyor: li-yekûnû lehüm ızzâ — "kendilerine bir güç olsunlar diye."
Ankebût 29/25'te aynı yöntem işlendi: orada gerekçe mevveddete beyniküm (aranızdaki sevgi bağı) idi. İki sûre, aynı fiilin iki ayrı gerekçesini adlandırıyor:
| Yer | Gerekçe |
|---|---|
| Ankebût 29/25 | Mevveddete beyniküm — toplumsal bağ |
| Meryem 19/81 | Li-yekûnû lehüm ızzâ — güç ve itibar |
Ve Zümer 39/3'te de bir gerekçe aktarılmıştı (li-yukarribûnâ ilallâhi zülfâ — yaklaştırsınlar diye). Üç sûre, üç ayrı gerekçe kaydediyor — ve üçü de karşı tarafın kendi ağzından ya da niyetinden veriliyor. Bu, doğrulanabilir bir örgüdür.
كَلَّا سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِدًّا — ve beklenen sonucun tersi bildiriliyor: güç olsunlar diye edinilenler, karşı tarafa geçiyor.
Dıdd — zıt, karşıt. Kelime Kur'an'da yalnız burada geçer. Ahkāf 46/6 ve Zuhruf 43/67'de aynı dönüş işlendi; oraya dayanıyorum.
أ-ز-ز kökü — dizinde ilk kez burada geçiyor. Dilcilerin verdiği anlam: kaynatmak, kışkırtıp harekete geçirmek, dürtüklemek. Kelimenin kaynayan kazanın sesi için kullanıldığı kaydedilir.
Ve Fussilet 41/36'da (ve immâ yenzeğanneke mine'ş-şeytâni nezğ) benzeri işlendi — orada nezğ (dürtmek) vardı. İki kelime de ani ve içten gelen bir tahriki bildiriyor.
فَلَا تَعْجَلْ عَلَيْهِمْ إِنَّمَا نَعُدُّ لَهُمْ عَدًّا (84) — "onlar için acele etme; biz onlar için ancak sayıyoruz."
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: cümle bir teselli değil, bir zaman bildirimi. Ne'uddü lehüm addâ — sayma işi sürüyor. Ve Fâtır (Melâike) 35/45'te (yüahhıruhüm ilâ ecelin müsemmâ) aynı erteleme işlendi; oraya dayanıyorum.
| Grup | Kelime | Ne |
|---|---|---|
| el-Müttekīn | وَفْد | Elçi heyeti — davetli, binekli gelen topluluk |
| el-Mücrimîn | وِرْد | Suya götürülen sürü — susamış hâlde sevk edilen |
Vefd, Arapçada bir hükümdarın huzuruna kabul edilen heyet için kullanılır — yani ağırlanan taraf. Vird ise su içmeye götürülen hayvan sürüsü için kullanılır.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki kelimenin sözlük alanıdır: biri gelen, öteki götürülen. Biri misafir, öteki sürü. Ve fiiller de bunu doğruluyor: nahşuru (toplarız) / nesûku (süreriz).
Ve ikinci kelime, yetmiş birinci ayetteki vârid ile aynı köktendir (و-ر-د). Sûre, aynı kökü on beş ayet arayla iki ayrı sahnede kullanıyor.
لَّا يَمْلِكُونَ ٱلشَّفَٰعَةَ إِلَّا مَنِ ٱتَّخَذَ عِندَ ٱلرَّحْمَٰنِ عَهْدًا (87) — ve şefaat bir şarta bağlanıyor: ahd.
Terkip, yetmiş sekizinci ayette de geçmişti (emi'ttehaze inde'r-rahmâni ahdâ) — orada bir iddianın dayanağı olarak sorulmuştu. Burada bir şart olarak konuyor. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır.