17/18-21 — İki dilek ve iki karşılık
Men kâne yürîdü'l-âcilete accelnâ lehû fîhâ mâ neşâü li-men nürîdü sümme cealnâ lehû cehenneme yaslâhâ mezmûmen medhûrâ · Ve men erâde'l-âhırate ve seâ lehâ sa'yehâ ve hüve mü'minün fe-ülâike kâne sa'yühüm meşkûrâ · Küllen nümiddü hâülâi ve hâülâi min atâi rabbike, ve mâ kâne atâü rabbike mahzûrâ · Unzur keyfe faddalnâ ba'dahüm alâ ba'd, ve lel-âhıretü ekberu derecâtin ve ekberu tafdîlâ
"Kim peşin olanı isterse, dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadarını orada çabucak veririz; sonra ona cehennemi ayırırız: kınanmış ve kovulmuş olarak oraya girer. Kim de âhireti ister ve mümin olarak ona yaraşır bir çaba gösterirse, işte onların çabası karşılık görür. Hepsine — onlara da bunlara da — Rabbinin bağışından veririz; Rabbinin bağışı kimseden esirgenmiş değildir. Bak, kimini kiminden nasıl üstün kıldık! Âhiret ise derece bakımından daha büyük, üstünlük bakımından daha büyüktür."
Aynı kök, biri huy biri hedef. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir bağdır ve bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: sûre önce huyu adlandırıyor, sonra o huyun neyi seçtiğini gösteriyor.
| Peşin isteyen (18) | Âhireti isteyen (19) | |
|---|---|---|
| Fiil | Yürîdü — yalnız istemek | Erâde ve seâ — istemek ve çalışmak |
| Kayıt | Mâ neşâü li-men nürîd — iki kayıt | Ve hüve mü'min — bir kayıt |
| Karşılık | Accelnâ — çabuk verilir | Meşkûrâ — karşılık görür |
Ve birinci koldaki iki kayıt kaydedilmeye değer: mâ neşâü (dilediğimiz kadar) ve li-men nürîd (dilediğimize). Yani peşin isteğin karşılığı, ne miktarda ne de kişide garanti değil. İkinci kolda böyle bir kayıt yok.
Bunu kendi okumam olarak veriyorum ve dayanağı iki cümlenin kayıt sayısıdır: ayet, kısa vadeli hedefin daha belirsiz olduğunu söylüyor. Beklenenin tersi bir sonuç.
Necm 53/39'da (ve en leyse li'l-insâni illâ mâ seâ) س-ع-ي kökü işlendi ve orada bu ayet zaten anılmıştı: orada kaydedilmişti ki Kur'an'ın sa'y hakkındaki hükmü iki parçalıdır — ancak çaban vardır (Necm 53/39), ve çabanın nereye gittiği önemlidir (İsrâ 17/19). Oraya dayanıyorum.
Zamir (-hâ) çabaya bağlanıyor: âhiretin kendi çabası. Yani ayet, çabanın miktarını değil cinsini şart koşuyor. Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum.
Yirminci ayet, iki grubu ayırdıktan sonra bir ortaklık kuruyor: dünyevî bağış iki tarafa da veriliyor.
مَحْظُورًا — kök ح-ظ-ر: çevirmek, çit çekmek, yasaklamak. Hazîra — ağıl, çevrili yer. Yani "engellenmiş, çite alınmış" demek.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum ve dayanağı kelimenin somut anlamıdır: ayet, bağışın etrafına çit çekilmediğini söylüyor. Yani dünyada verilenler, inanca göre bölüştürülmüyor.
Ve yirmi birinci ayet bu ortaklığa bir kayıt koyuyor: ve lel-âhıretü ekberu derecât. İki ayet birlikte okunduğunda: bu dünyada fark var ama fark ölçü değil.