وَيَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَمْلِكُ لَهُمْ رِزْقًا مِّنَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ شَيْـًٔا وَلَا يَسْتَطِيعُونَ · فَلَا تَضْرِبُوا۟ لِلَّهِ ٱلْأَمْثَالَ إِنَّ ٱللَّهَ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
Ve ya'büdûne min dûnillâhi mâ lâ yemlikü lehüm rızkan mine's-semâvâti ve'l-ardı şey'en ve lâ yestetîûn · Fe-lâ tadribû lillâhi'l-emsâl, innallâhe ya'lemü ve entüm lâ ta'lemûn
"Allah'tan başka, kendilerine göklerden ve yerden hiçbir rızık veremeyen ve buna gücü de yetmeyen şeylere kulluk ediyorlar. · Allah'a örnekler getirmeye kalkmayın. Allah bilir, siz bilmezsiniz."
Yasaklanan şey temsil kurmak değil; Allah'a örnek getirmektir — yani O'nu bir benzerle anlatmaya, bir kalıba oturtmaya kalkmak.
Ve bunun delili, iki ayet sonrasıdır: daraballâhü meselen — "Allah bir örnek verdi." Yani örnek vermek yasak değil; Allah hakkında örnek üretmek yasak.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı bu iki ayetin arka arkalığıdır: ayet, yetmiş beş ve yetmiş altıncı ayetlerdeki temsillerin kimin tarafından kurulduğunu önceden işaretliyor. Fâil değişince hüküm de değişiyor.
Aynı ilke Rûm 30/27'de kaydedilmişti (ve lehü'l-meselü'l-a'lâ fi's-semâvâti ve'l-ard) ve bu sûrenin altmışıncı ayetinde de aynı terkip geçmişti (ve lillâhi'l-meselü'l-a'lâ). Sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır.