مَن كَفَرَ بِٱللَّهِ مِنۢ بَعْدِ إِيمَٰنِهِۦٓ إِلَّا مَنْ أُكْرِهَ وَقَلْبُهُۥ مُطْمَئِنٌّۢ بِٱلْإِيمَٰنِ وَلَٰكِن مَّن شَرَحَ بِٱلْكُفْرِ صَدْرًا فَعَلَيْهِمْ غَضَبٌ مِّنَ ٱللَّهِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
Men kefera billâhi min ba'di îmânihî illâ men ükrihe ve kalbühû mutmeinnün bi'l-îmâni ve lâkin men şeraha bi'l-küfri sadran fe-aleyhim ğadabün minallâhi ve lehüm azâbün azîm
"Kim inandıktan sonra Allah'ı inkâr ederse — kalbi imanla dolu olduğu hâlde zorlanan hariç — ve kim göğsünü küfre açarsa, işte onların üzerinde Allah'tan bir gazap vardır ve onlar için büyük bir azap vardır."
Bu ayeti işlerken STYLE gereği bir sınır baştan konmalıdır: burada fıkhî hüküm verilmiyor. Klasik kaynaklarda bu ayet, ikrah (zorlama) hukukunun temel dayanaklarından biri sayılmış ve etrafında geniş bir fıkhî literatür oluşmuştur. Bu tefsirde o literatüre girilmiyor.
Ayetin lafzî olarak yaptığı şey işleniyor. Ve dizim bakımından ayetin en dikkat çekici yeri, istisnanın nereye konduğudur.
| Sıra | Parça | Türü |
|---|---|---|
| 1 | Men kefera billâhi min ba'di îmânihî | Şart — hüküm kurulacak durum |
| 2 | İllâ men ükrihe ve kalbühû mutmeinnün bi'l-îmân | İSTİSNA |
| 3 | Ve lâkin men şeraha bi'l-küfri sadrâ | Asıl hüküm sahibi |
| 4 | Fe-aleyhim ğadabün minallâh… | Cevap |
Cümle "şöyle yapanlara gazap vardır; ancak zorlananlar hariç" demiyor. Diyor ki: "kim inkâr ederse — zorlanan hariç — ve kim göğsünü açarsa…"
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı bu sıradır: istisna, hüküm cümlesi tamamlanmadan araya giriyor. Yani ruhsat, hükmün bir sonucu olarak değil, hükmün tanımının içinde veriliyor. Ayet, gazabın kime yönelik olduğunu söylemeden önce kime yönelik olmadığını söylüyor.
| Kayıt | İfade | Nerede |
|---|---|---|
| 1 | Ükrihe — zorlandı | Dışarıda — meçhul fiil, zorlayan söylenmiyor |
| 2 | Kalbühû mutmeinnün bi'l-îmân | İçeride — kalbin hâli |
Fiilin meçhul olması kaydedilmelidir: ükrihe. Zorlayan adlandırılmıyor. Ve bu, dizinde birçok yerde kaydedilen bir kalıptır — Fâtır (Melâike) 35/8'de züyyine için, Ğâfir (Mü'min) 40/37'de aynı fiil için kaydedilmişti.
كَرِهَ / أُكْرِهَ — kök ك-ر-ه: hoşlanmamak, istememek. IV. bâbda (ekrehe): birine istemediği şeyi yaptırmak. Yani kökün merkezinde, kişinin kendi isteğinin dışında olma fikri var.
"لِّيَطْمَئِنَّ قَلْبِى — kök ط-م-ن: yatışmak, sakinleşmek, yerine oturmak. Dilciler kelimenin 'bir şeyin çukura oturup sabitlenmesi' resmini kaydeder." "İman ile itmi'nân aynı şey değildir. Biri kabuldür, öteki içe yerleşmedir."
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı Bakara'da kurulan ayrımdır: ruhsatın şartı olarak konan şey, imanın varlığı değil — imanın yerine oturmuş olmasıdır. Yani dışarıda söylenen sözün, içeride yerinden oynatamadığı bir şeyin bulunması.
Ve kökün resmi bunu açıkça veriyor: itmi'nân, bir şeyin çukura oturmasıdır. Yerinden oynatılması için kaldırılması gerekir. Dışarıdan gelen bir baskı, oturmuş olanı yerinden oynatmıyor.
| Yer | İtmi'nân kimin | İşi |
|---|---|---|
| Bakara 2/260 | İbrâhim'in — li-yatmeinne kalbî | İstenen — görerek pekişme talebi |
| Nahl 16/106 | Zorlanan kişinin — kalbühû mutmeinnün | Bulunan — ruhsatın şartı |
شَرَحَ — kök ش-ر-ح: açmak, yarıp genişletmek. Şerh — bir metni açmak; inşirâh — göğsün genişlemesi. Kök İnşirâh'de sûre adı vesilesiyle ayrıntılı işlendi; tekrarlamıyorum.
| Zorlanan | Göğsünü açan | |
|---|---|---|
| Kalp | Mutmeinn — oturmuş, sabit | Şeraha sadrâ — açılmış, genişlemiş |
| Yön | İçeriden dışarıya direnç | İçeriden dışarıya kabul |
| İrade | Ükrihe — meçhul, iradesi dışında | Şeraha — malûm, kendi fiili |
Üç satır da metinden doğrulanabilir ve dizim bunu gösteriyor: birinci hâlin fiili meçhul, ikincisininki malûm.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı fiil çatılarıdır: ayet iki durumu ayırırken kimin yaptığına bakıyor. Ölçü, söylenen söz değil — sözün nereden çıktığı.
Klasik kaynaklarda bu ayetin, Mekke döneminde işkenceye uğrayan bir kişi hakkında indiği nakledilir ve bir olay anlatılır.
Bu tefsirde nakle kişi adı bağlanmıyor, çünkü elimde doğrulanmış bir sened yok. Anlatının kendisi kaynaklarda mevcuttur; kime ait olduğu ve ayrıntıları ayrı bir meseledir.
Ve şunu kaydediyorum: nüzul anlatısı bilinsin ya da bilinmesin, ayetin lafzı aynı şeyi söylüyor. İstisnanın kapsamı, bir olayın ayrıntısıyla değil, iki kelimeyle belirlenmiş durumda: ükrihe ve mutmeinn.