وَلَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّهُمْ يَقُولُونَ إِنَّمَا يُعَلِّمُهُۥ بَشَرٌ لِّسَانُ ٱلَّذِى يُلْحِدُونَ إِلَيْهِ أَعْجَمِىٌّ وَهَٰذَا لِسَانٌ عَرَبِىٌّ مُّبِينٌ
Ve lekad na'lemü ennehüm yekūlûne innemâ yuallimühû beşer, lisânü'llezî yülhıdûne ileyhi a'cemiyyün ve hâzâ lisânün arabiyyün mübîn
"Onların, 'ona bir insan öğretiyor' dediklerini elbette biliyoruz. İma ettikleri kişinin dili yabancıdır; bu ise apaçık bir Arap dilidir."
Bu ayet Zuhruf 43/3'te anıldı ve orada kaydedilmişti: "Nahl 16/103'te kelime bir itiraza cevap olarak geçer: burada arabînin karşıtı olarak a'cemî konur." Oraya dayanıyorum.
Ve cevabın yöntemi kaydedilmelidir ve bunu bir gözlem olarak veriyorum: ayet iddiayı ahlâkî olarak değil, dilsel olarak çürütüyor. "Böyle bir şey olmaz" demiyor; "ima ettiğiniz kişinin dili başka" diyor.
يُلْحِدُونَ — kök ل-ح-د: bir yandan sapmak, eğrilmek. Lahd — mezarın yan tarafına açılan oyuk (buradan "lahit"); mülhid — doğrudan sapan. Kök Fussilet 41/40'ta (yülhıdûne fî âyâtinâ) işlendi; oraya dayanıyorum.
Ve fiilin buradaki kullanımı kaydedilmeye değer: yülhıdûne ileyhi — "ona doğru eğiliyorlar", yani ima ediyorlar. Kökün "yana sapma" resmi, "dolaylı işaret etme" anlamını üretiyor.
أَعْجَمِىّ — kök ع-ج-م: konuşmada açık olmamak, anlaşılmaz olmak. A'cem — meramını açıkça anlatamayan; kelime bir milleti değil, anlaşılırlık durumunu adlandırır.
Bunu bir dil gözlemi olarak kaydediyorum ve STYLE gereği ayrıca belirtiyorum: ayet bir dil ya da millet hakkında bir değer hükmü kurmuyor. Karşıtlık arabî / a'cemî değil, anlaşılır / anlaşılmaz eksenindedir — nitekim ayet arabî kelimesine mübîn (apaçık) sıfatını ekliyor. Yani vurgu, dilin adında değil, açıklığında.