كَمَآ أَنزَلْنَا عَلَى ٱلْمُقْتَسِمِينَ · ٱلَّذِينَ جَعَلُوا۟ ٱلْقُرْءَانَ عِضِينَ · فَوَرَبِّكَ لَنَسْـَٔلَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ · عَمَّا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Kemâ enzelnâ ale'l-muktesimîn · Ellezîne cealü'l-kur'âne ıdîn · Fe-ve rabbike le-nes'elennehüm ecmaîn · Ammâ kânû ya'melûn
"Nitekim biz, bölüşenlerin üzerine de indirmiştik · — o kimseler ki Kur'an'ı parça parça ettiler. · Rabbine andolsun ki onların hepsine mutlaka soracağız · — yapmakta olduklarını."
| Okuma | Bağlantı | Anlam |
|---|---|---|
| 1 | 87. ayete | Sana verdik, tıpkı bölüşenlere indirdiğimiz gibi |
| 2 | 89. ayete | "Ben apaçık uyarıcıyım" — tıpkı bölüşenlere indirdiğimiz uyarı gibi |
| 3 | Kendi başına | Onlara azap indirdik (enzelnâ burada azap için) |
ق-س-م kökü: bölmek, pay etmek. VIII. bâb (iktisâm) karşılıklılık ve çaba bildirir: "aralarında bölüştüler."
Kimin kastedildiği üzerinde klasik tefsirlerde farklı izahlar nakledilir — geçmiş bir topluluk, ya da Mekke'de gelenleri karşılamak için yolları aralarında paylaşan bir grup. Belirli bir olaya ya da isme nispet etmiyorum, çünkü emin olmadığım bir nakli yazmıyorum.
Kelimenin sûre içindeki yankısı kaydedilmelidir: kırk dördüncü ayette cüz'ün maksûm geçmişti — cehennemin kapılarına ayrılmış pay. Aynı kök, biri insanların kendi bölüşmesi biri onlara ayrılan pay olarak. Bunu bir sûre içi örgü olarak kaydediyorum ve doğrulanabilir.
| Kök | Anlam | Sonuç |
|---|---|---|
| ع-ض-و | Ud'v — organ, uzuv; ıdze — parça | Kur'an'ı parçalara ayırdılar |
| ع-ض-ه | Idh — iftira, yalan, sihir | Kur'an'a iftira ettiler ("sihirdir, şiirdir" dediler) |
Kaydedilebilecek bir dizim verisi var ve bunu gözlem olarak veriyorum: kelime muktesimîn (bölüşenler) ile aynı cümlededir. Birinci köke göre okunduğunda iki kelime aynı fikri tekrarlar: bölenler, böldüler. Bunu bir karîne olarak veriyorum, tercih olarak değil.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: ayet soruyu bir cümleye, cevabını ayrı bir ayete koyuyor. Ve sorulan şey söz değil, fiil. Oysa bu ayetlerde anlatılan şey bir sözdü — Kur'an hakkında söyledikleri. Yani ayet, söylemeyi de bir amel sayarak soruyor.