لَهُۥ دَعْوَةُ ٱلْحَقِّ وَٱلَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِهِۦ لَا يَسْتَجِيبُونَ لَهُم بِشَىْءٍ إِلَّا كَبَٰسِطِ كَفَّيْهِ إِلَى ٱلْمَآءِ لِيَبْلُغَ فَاهُ وَمَا هُوَ بِبَٰلِغِهِۦ
"Gerçek çağrı O'nadır. O'ndan başka yalvardıkları ise onlara hiçbir karşılık veremezler; tıpkı avuçlarını suya uzatıp ağzına gelsin diye bekleyen kimse gibi — oysa su ağzına gelecek değildir."
| Öğe | Ne |
|---|---|
| Bâsitu keffeyh | Avuçlarını açan — hareket var |
| İle'l-mâ' | Suya doğru — hedef gerçek |
| Li-yeblüğa fâh | Ağzına ulaşsın diye — amaç meşru |
| Ve mâ hüve bi-bâliğıh | Ulaşmayacak — eksik olan tek şey |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: temsilde yanlış olan ne niyet ne hedef ne çaba — su gerçekten oradadır ve adam gerçekten uzanmaktadır. Eksik olan, suyun kendiliğinden ağza gelmemesidir. Yani çağrı boşluğa değil, cevap veremeyecek bir yere yapılıyor.
Ve Fâtır (Melâike) 35/13-14'te aynı mesele üç kademeli olarak işlendi (işitmezler, işitseler cevap veremezler, sonunda reddederler). Ra'd, aynı şeyi tek bir temsille veriyor.
وَمَا دُعَآءُ ٱلْكَٰفِرِينَ إِلَّا فِى ضَلَٰلٍ — dalâl: kaybolma, yolunu şaşırma. Yani dua kaybolmuyor — yolunu kaybediyor.