ٱلْمٓرٰ … ٱللَّهُ ٱلَّذِى رَفَعَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا … وَفِى ٱلْأَرْضِ قِطَعٌ مُّتَجَٰوِرَٰتٌ وَجَنَّٰتٌ مِّنْ أَعْنَٰبٍ وَزَرْعٌ وَنَخِيلٌ صِنْوَانٌ وَغَيْرُ صِنْوَانٍ يُسْقَىٰ بِمَآءٍ وَٰحِدٍ وَنُفَضِّلُ بَعْضَهَا عَلَىٰ بَعْضٍ فِى ٱلْأُكُلِ
"Elif-lâm-mîm-râ… Gökleri, gördüğünüz direkler olmaksızın yükselten Allah'tır… Yeryüzünde birbirine komşu kıtalar, üzüm bağları, ekinler, çatallı ve çatalsız hurma ağaçları vardır: hepsi tek bir suyla sulanır, ama ürünlerinde bir kısmını diğerine üstün kılarız."
بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا — terkip Lokmân 31/10'da işlendi ve orada iki okuma tablolanmıştı (görebileceğiniz direkler yok / direkleri var ama görmüyorsunuz). Tekrarlamıyorum ve aynı sınırı koruyorum: buradan modern kozmolojiye dair bir sonuç çıkarılmaz.
كُلٌّ يَجْرِى لِأَجَلٍ مُّسَمًّى — ecelin müsemmâ terkibi Ahkāf 46/3, Zümer 39/42, Fâtır (Melâike) 35/45, Lokmân 31/29 ve Ankebût 29/53'te işlendi. Altı yerde de aynı şey söyleniyor.
ص-ن-و kökü — dizinde ilk kez burada geçiyor. Dilcilerin verdiği anlam: sınv, tek kökten çıkan birden fazla gövde; hurmada aynı kökten ayrılan çatallı gövdeler için kullanılır. Kelimenin, kardeşlik için de kullanıldığı kaydedilir: sınvü ebîk — babanın kardeşi.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı ayetin kendi cümlesidir: aynı toprak, aynı su, hatta aynı kök — ve yine de farklı ürün. Yani fark, dışarıdan gelen imkânda değil.
Ve bu gözlem, sûrenin geri kalanının çerçevesidir: on altıncı ayette kör ile gören, on yedinci ayette su ile köpük, on dokuzuncu ayette bilen ile kör karşılaştırılacak. Hepsi aynı yapıyı taşıyor: aynı şey verildi, sonuç ayrıldı.
Fâtır (Melâike) 35/27-28'de renklerin çeşitliliği (muhtelifün elvânühâ) üç âlemde işlendi ve orada ulemâ ile bağlanmıştı. Ra'd'daki fark: orada çeşitlilik bir delil, burada bir ayrışma olarak veriliyor.