ثُمَّ بَدَا لَهُم مِّنۢ بَعْدِ مَا رَأَوُا۟ ٱلْءَايَٰتِ لَيَسْجُنُنَّهُۥ حَتَّىٰ حِينٍ
ب-د-و kökü: açığa çıkmak, görünmek. Fiilin öznesi söylenmiyor: "onlara [bir şey] göründü". Arapçada bu, faili belirsiz bırakan bir kullanımdır.
| Öğe | İfade |
|---|---|
| Sonuç | Le-yescününnehû hattâ hîn — zindan |
| Gerekçe yerine konan kayıt | Min ba'di mâ raevü'l-âyât — delilleri gördükten sonra |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı zarf cümlesidir: ayet, kararın delillere rağmen verildiğini söylüyor. Yani karar bir bilgi eksikliğinden doğmuyor.
Ve bu, 29. ayetteki a'rid an hâzâ ("bunu bırak") emrinin devamıdır: olayın kapatılması yetmemiş, kaynağı da uzaklaştırılmıştır.
Bu belirsizlik Kehf'nin ekseniyle örtüşüyor — orada dört kıssada da süre bilinmiyordu. Burada da aynı: zindanda kalınacak süre metinde ölçülmüyor. Nitekim 42. ayette de yalnız bid'a sinîn denecek: "birkaç yıl".