وَمَآ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ إِلَّا رِجَالًا نُّوحِىٓ إِلَيْهِم مِّنْ أَهْلِ ٱلْقُرَىٰٓ … حَتَّىٰٓ إِذَا ٱسْتَيْـَٔسَ ٱلرُّسُلُ وَظَنُّوٓا۟ أَنَّهُمْ قَدْ كُذِبُوا۟ جَآءَهُمْ نَصْرُنَا
"Senden önce de, şehirler halkından kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını göndermedik. Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmıyorlar mı? Âhiret yurdu, korunanlar için elbette daha hayırlıdır. Akletmiyor musunuz? Nihayet elçiler ümitlerini kesip de yalanlandıklarını sandıkları sırada onlara yardımımız geldi ve dilediğimiz kimseler kurtarıldı. Bizim azabımız, suçlu topluluktan geri çevrilmez."
| Kayıt | İfade | Ne dışarıda bırakılıyor |
|---|---|---|
| 1 | Ricâlen | İnsan olmayan bir varlık |
| 2 | Nûhî ileyhim | Kendiliğinden konuşan biri |
| 3 | Min ehli'l-kurâ | Yabancı biri — kendi halkından |
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: elçilik, olağanüstülük üzerine değil tanışıklık üzerine kuruluyor.
أَفَلَمْ يَسِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ — ve delil, gezmeye ve bakmaya dayandırılıyor. Bu kalıp Rûm 30/8-10'da ve Fâtır (Melâike) 35/43'te işlendi.
Ve kalıbın bu sûredeki yeri kayda değer: sûre bir kıssa anlatmıştır; kapanışta okuyucu, aynı işi kendi gözüyle yapmaya çağrılıyor — kalıntılara bakıp sonucu görmeye. Bunu kendi okumam olarak veriyorum; dayanağı, kıssa ile bu emrin aynı bölümde bulunmasıdır.
Ve bu, Kur'an'daki en çok tartışılan kıraat farklarından biridir; anlamı değiştirdiği için kaydediyorum.
| Okuyuş | Kalıp | Anlam |
|---|---|---|
| küzzibû (şeddeli) | II. bâb, meçhul | "Yalanlandıklarını" — yani kavimleri tarafından yalanlandıklarını anladılar |
| küzibû (şeddesiz) | I. bâb, meçhul | "Kendilerine yalan söylendiğini" — zannın öznesi tartışmalıdır |
| Okuma | Zanneden kim |
|---|---|
| 1 | Kavimler — yalanlayanlar, elçilerin kendilerine yalan söylediğini sandılar |
| 2 | Elçilerin ümit bağladığı kimseler — inanmış görünenler |
STYLE gereği açıkça kaydediyorum: ikinci okuyuşun, elçilerin Allah'ın vaadinden şüphe ettiği biçiminde anlaşılması, klasik tefsirlerde de reddedilen bir anlayıştır. Peygamberlere yakışmayan bu isnattan uzak duruyorum ve okumaları tarafsızca aktarmakla yetiniyorum. Tercih dayatmıyorum.
Ve şu kaydedilmelidir, metinden doğrulanır: cümlenin sonu bir kurtuluş bildiriyor: câehüm nasrunâ. Yani cümlenin bütünü, beklemenin uzamasını ve sonunda gelen karşılığı anlatıyor — ve bu, sûrenin kıssasıyla birebir örtüşüyor: rüya ile gerçekleşmesi arasında uzun yıllar vardır.
ٱسْتَيْـَٔسَ — kök ي-أ-س, X. bâb. Ve aynı fiil sûrede iki kez daha geçti: 80. ayette (fe-lemmâ iste'yesû minh) ve 87. ayette (ve lâ te'yesû min ravhillâh). Üç geçiş, sûre içinde sayılabilir bir örgüdür ve 87. ayette işlendi.