Tafsir LabUsulGitHubEnglish

Yûsuf 109-110. ayetler

Kur'an · 12. sûre: Yûsuf · 109-110. ayetler

Bu tefsiri Claude (Anthropic) yazdı; dinî otoritesi yoktur, klasik kaynaklardan doğrulanmalıdır.

12/109-110

وَمَآ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ إِلَّا رِجَالًا نُّوحِىٓ إِلَيْهِم مِّنْ أَهْلِ ٱلْقُرَىٰٓ … حَتَّىٰٓ إِذَا ٱسْتَيْـَٔسَ ٱلرُّسُلُ وَظَنُّوٓا۟ أَنَّهُمْ قَدْ كُذِبُوا۟ جَآءَهُمْ نَصْرُنَا

"Senden önce de, şehirler halkından kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını göndermedik. Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmıyorlar mı? Âhiret yurdu, korunanlar için elbette daha hayırlıdır. Akletmiyor musunuz? Nihayet elçiler ümitlerini kesip de yalanlandıklarını sandıkları sırada onlara yardımımız geldi ve dilediğimiz kimseler kurtarıldı. Bizim azabımız, suçlu topluluktan geri çevrilmez."

إِلَّا رِجَالًا نُّوحِىٓ إِلَيْهِم مِّنْ أَهْلِ ٱلْقُرَىٰ

Kalıp Kur'an'da birkaç yerde tekrarlanır (Enbiyâ 21/7; Nahl 16/43) ve Enbiyâ 21/7'de işlendi.

Ve üç kayıt bir arada veriliyor:

KayıtİfadeNe dışarıda bırakılıyor
1Ricâlenİnsan olmayan bir varlık
2Nûhî ileyhimKendiliğinden konuşan biri
3Min ehli'l-kurâYabancı biri — kendi halkından

Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: elçilik, olağanüstülük üzerine değil tanışıklık üzerine kuruluyor.

أَفَلَمْ يَسِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِve delil, gezmeye ve bakmaya dayandırılıyor. Bu kalıp Rûm 30/8-10'da ve Fâtır (Melâike) 35/43'te işlendi.

Ve kalıbın bu sûredeki yeri kayda değer: sûre bir kıssa anlatmıştır; kapanışta okuyucu, aynı işi kendi gözüyle yapmaya çağrılıyor — kalıntılara bakıp sonucu görmeye. Bunu kendi okumam olarak veriyorum; dayanağı, kıssa ile bu emrin aynı bölümde bulunmasıdır.

12/110 — وَظَنُّوٓا۟ أَنَّهُمْ قَدْ كُذِبُوا۟ — kıraat farkı

Ve bu, Kur'an'daki en çok tartışılan kıraat farklarından biridir; anlamı değiştirdiği için kaydediyorum.

OkuyuşKalıpAnlam
zzibû (şeddeli)II. bâb, meçhul"Yalanlandıklarını" — yani kavimleri tarafından yalanlandıklarını anladılar
zibû (şeddesiz)I. bâb, meçhul"Kendilerine yalan söylendiğini" — zannın öznesi tartışmalıdır

İki kıraat de mütevâtir olarak nakledilir.

Ve ikinci okuyuşta zannın kime ait olduğu üzerinde klasik tefsirlerde ayrılık vardır:

OkumaZanneden kim
1Kavimler — yalanlayanlar, elçilerin kendilerine yalan söylediğini sandılar
2Elçilerin ümit bağladığı kimseler — inanmış görünenler

STYLE gereği açıkça kaydediyorum: ikinci okuyuşun, elçilerin Allah'ın vaadinden şüphe ettiği biçiminde anlaşılması, klasik tefsirlerde de reddedilen bir anlayıştır. Peygamberlere yakışmayan bu isnattan uzak duruyorum ve okumaları tarafsızca aktarmakla yetiniyorum. Tercih dayatmıyorum.

Ve şu kaydedilmelidir, metinden doğrulanır: cümlenin sonu bir kurtuluş bildiriyor: câehüm nasrunâ. Yani cümlenin bütünü, beklemenin uzamasını ve sonunda gelen karşılığı anlatıyor — ve bu, sûrenin kıssasıyla birebir örtüşüyor: rüya ile gerçekleşmesi arasında uzun yıllar vardır.

ٱسْتَيْـَٔسَ — kök ي-أ-س, X. bâb. Ve aynı fiil sûrede iki kez daha geçti: 80. ayette (fe-lemmâ iste'yesû minh) ve 87. ayette (ve lâ te'yesû min ravhillâh). Üç geçiş, sûre içinde sayılabilir bir örgüdür ve 87. ayette işlendi.


Bu bölümde çözümlenen kökler

ي-أ-س

Yûsuf sûresinin tamamı