وَكَأَيِّن مِّنْ ءَايَةٍ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ يَمُرُّونَ عَلَيْهَا وَهُمْ عَنْهَا مُعْرِضُونَ · وَمَا يُؤْمِنُ أَكْثَرُهُم بِٱللَّهِ إِلَّا وَهُم مُّشْرِكُونَ · أَفَأَمِنُوٓا۟ أَن تَأْتِيَهُمْ غَٰشِيَةٌ مِّنْ عَذَابِ ٱللَّهِ أَوْ تَأْتِيَهُمُ ٱلسَّاعَةُ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
"Göklerde ve yerde nice âyet vardır ki, yanlarından geçip giderler de onlardan yüz çevirirler. Onların çoğu, ortak koşmadan Allah'a inanmaz. Allah'ın azabından kuşatıcı bir belânın gelmesinden ya da kıyametin farkında olmadıkları bir anda ansızın gelip çatmasından güvende midirler?"
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki fiilin aynı anda kullanılmasıdır: ayet, görmemeyi değil bakmamayı anlatıyor. İşaret yolun üstündedir; kişi oradan geçmektedir; ama yüzü başka yöndedir.
| Ayet | İfade | Ne |
|---|---|---|
| 7 | Âyâtün li's-sâilîn | Kıssadaki işaretler |
| 35 | Min ba'di mâ raevü'l-âyât | Görülen ama sonuç doğurmayan deliller |
| 105 | Ve keeyyin min âyetin … mu'ridûn | Görülmeyen işaretler |
Üç ayette de aynı kelime; ve üçünde de mesele işaretin varlığı değil, karşılanma biçimi. Bu, sûre içinde sayılabilir bir örgüdür.
Bu ayet dikkatle işlenmesi gereken bir yerdir ve STYLE gereği bir kayıt düşerek başlıyorum: ayet, kişileri tekfir eden bir okumaya çevrilmemelidir.
Cümlenin yapısı şudur: olumsuz bir fiil (mâ yü'minü) + istisna (illâ) + hâl cümlesi (ve hüm müşrikûn). Yani: "inanmazlar — ancak ortak koşar hâldeyken."
| # | İzah | Nasıl kuruluyor |
|---|---|---|
| 1 | Muhatap belirlidir — ayet, Allah'ın varlığını kabul edip yanına ortak koyanları anlatır. Kur'an bu tipi başka yerde de tarif eder: "Onlara gökleri ve yeri kimin yarattığını sorsan, elbette 'Allah' derler" (Lokmân 31/25; Zümer 39/38) | Bağlam, kıssanın muhatabı olan topluluktur; ve eksarühüm (çoğu) denerek zaten bir kısım dışarıda bırakılmıştır |
| 2 | Genel bir teşhis — insanın Allah'a inanırken bile araya başka güvenler, korkular ve dayanaklar koyabildiği; yani şirkin ince biçimleri | Ayet bir topluluk adı vermiyor; ekseruhüm zamiri genel bırakılmış |
| 3 | İki kelimenin farklı düzlemde olması — îmân burada dille ikrar, şirk ise fiilî yönelme anlamındadır; ayet ikisinin bir arada bulunabildiğini kaydeder | Kur'an îmân kelimesini bazen sözlük anlamıyla (tasdik) kullanır |
Ve şu kaydedilmelidir, STYLE'ın ilgili maddesine dayanıyorum: ayet bir gruba toptan hüküm kurmuyor — bir vasfı tarif ediyor. Kim o vasfı taşırsa ona dahildir; ve ayetin muhatabını belirli kişilere yapıştırmak metnin verdiği bir yetki değildir.
Ve Necm 53/23 ile Mücâdele 58/2'de işlenen ilke buraya bağlanabilir, kendi okumam olarak veriyorum: orada adlandırmanın gerçeklik üretmediği kaydedilmişti. Burada da benzer bir yerden gidilebilir: bir inancın adının konmuş olması, o inancın saf olduğunu göstermez. Bunu bir okuma olarak veriyorum; ayet bu bağı kurmuyor.
غ-ش-ي kökü: örtmek, bürümek, kaplamak. Kök Ğâşiye 88/1'de sûre adı vesilesiyle ayrıntılı işlendi. Tekrarlamıyorum.
Ve fiilin seçimi kayda değer: e-fe-eminû — kök أ-م-ن. Aynı kök, sûrenin 11. ve 64. ayetlerinde emanet bağlamında geçmişti; burada güvende olma anlamında.
Ve iki ihtimal yan yana konuyor: ğâşiye (kuşatıcı belâ) ve es-sâa (kıyamet). Birincisi dünyada, ikincisi sonda. Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: uyarı iki ölçekte birden veriliyor.