رَبِّ قَدْ ءَاتَيْتَنِى مِنَ ٱلْمُلْكِ وَعَلَّمْتَنِى مِن تَأْوِيلِ ٱلْأَحَادِيثِ فَاطِرَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ أَنتَ وَلِىِّۦ فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْءَاخِرَةِ تَوَفَّنِى مُسْلِمًا وَأَلْحِقْنِى بِٱلصَّٰلِحِينَ
Rabbi kad âteytenî mine'l-mülki ve allemtenî min te'vîli'l-ehâdîs · Fâtıra's-semâvâti ve'l-ardı ente veliyyî fi'd-dünyâ ve'l-âhıra · Teveffenî müslimen ve elhıknî bi's-sâlihîn
"'Rabbim! Bana mülkten bir pay verdin ve bana olayların yorumundan öğrettin. Ey gökleri ve yeri yoktan yaran! Dünyada da âhirette de benim velim sensin. Beni müslüman olarak vefat ettir ve beni sâlihlere kat.'"
Ve sûrenin en kayda değer noktalarından biri budur. Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı duanın sûredeki yeridir:
Bu dua, kıssanın sonunda geliyor. Rüya gerçekleşmiş, aile kavuşmuş, konum en yüksek noktasında. Ve tam bu noktada bir istek dile getiriliyor.
| Parça | İfade | Ne |
|---|---|---|
| Birinci | Kad âteytenî … ve allemtenî | Verilenlerin sayılması — geçmiş zaman |
| İkinci | Teveffenî … ve elhıknî | İstenen — emir kipi |
| Elde olan | İstenen |
|---|---|
| Mine'l-mülk — mülk | Müslimen — teslimiyet üzere ölmek |
| Min te'vîli'l-ehâdîs — bilgi | Bi's-sâlihîn — sâlihlere katılmak |
Yani elde olan iki şey (iktidar ve bilgi) sayılıyor; istenen iki şey ise bunlardan hiçbiri değil. Ve bu, sûrenin en somut sonucudur.
Altıncı ayette bu harfi işlemiştim: min, dilcilerce teb'îz (bir kısmını bildirme) olarak açıklanır. Ve burada iki kez kullanılıyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı harflerin tekrarıdır: kişi, elindekini tam olarak değil bir pay olarak anıyor. Ve altıncı ayetteki vaat de aynı harfle verilmişti (ve yuallimüke min te'vîli'l-ehâdîs). Yani vaadin ölçüsü ile şükrün ölçüsü aynı harfle bildiriliyor.
"İman edip sâlih ameller işleyenleri, mutlaka sâlihler arasına katarız" (29/9). Ayet "onları cennete koyarız" demiyor — fi's-sâlihîn, yani bir topluluğun içine katarız diyor. Karşılık, bir yer olarak değil bir aidiyet olarak veriliyor.
| Ankebût 29/9 | Yûsuf 12/101 | |
|---|---|---|
| Fiil | Le-nüdhılennehüm — katarız | Elhıknî — beni kat |
| Kim yapıyor | Allah — bir vaat | Kul — bir talep |
| Kalıp | Haber cümlesi | Emir (dua) |
| Ortak | Fi's-sâlihîn / bi's-sâlihîn — bir topluluğa katılma |
İki ayet aynı fikri iki ayrı yönden veriyor: biri vaat, öteki istek. Bu, iki sûre arasında doğrulanabilir bir örtüşmedir.
ل-ح-ق kökü: arkadan yetişmek, ulaşmak, katılmak. Ve kelimenin resmi kayda değer: kişi kendini o topluluğun arkasında konumlandırıyor — ilhâk, önde gidene yetişmektir.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı kökün somut anlamıdır: dua, mülk sahibi bir kişinin ağzından çıkıyor ve kendisini yetişmesi gereken tarafta görüyor.
و-ف-ي kökü: tam olarak almak, eksiksiz teslim almak. Teveffâ — bir hakkı tam olarak almak; buradan vefat. Kök Zümer 39/42'de (Allâhü yeteveffe'l-enfüse) işlendi.
فَاطِرَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ — ف-ط-ر kökü: yarmak, ilk kez açmak. Kök Fâtır (Melâike) 35/1'de sûre adı vesilesiyle ayrıntılı işlendi. Tekrarlamıyorum.
"Gökleri ve yeri yoktan yaran! Dünyada da âhirette de benim velim sensin." (Yûsuf 12/101)
Ve ismin bu duada seçilmiş olması kayda değer, kendi okumam olarak veriyorum: dua, başlangıcı yapana hitap ediyor — ve istenen şey sonla ilgili. Yani cümle, ilk açanla son kapanışı birbirine bağlıyor.