الٓر تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُبِينِ · إِنَّآ أَنزَلْنَٰهُ قُرْءَٰنًا عَرَبِيًّا لَّعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
"Elif-Lâm-Râ. Bunlar apaçık kitabın âyetleridir. Biz onu, akledesiniz diye Arapça bir Kur'an olarak indirdik."
Aynı açılış Kur'an'da birkaç sûrede tekrarlanır ve Şuarâ 26/2'de tablolandı: tilke âyâtü'l-kitâbi'l-hakîm (Yûnus 10/1), tilke âyâtü'l-kitâbi'l-mübîn (burada ve Şuarâ 26/2), tilke âyâtü'l-kitâbi'l-hakîm (Lokmân 31/2). Oraya dayanıyorum.
ٱلْمُبِين — kök ب-ي-ن, IV. bâbdan ism-i fâil. Kalıbın Arapçada hem geçişli hem geçişsiz okunabilmesi kaydedilmelidir: mübîn hem "açık olan" hem "açıklayan" demektir. Kök dizinde birçok yerde işlendi.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum ve bu sûrede özel bir yeri var: anlatılacak kıssa, baştan sona gizlenen ve sonra açığa çıkan şeyler üzerine kuruludur — saklanan rüya (5), gizlenen kardeş (58), gizlenen söz (77), ve nihayet el-âne hashasa'l-hakk (51). Sûre "açık kitap" diye açılıp, açığa çıkma sahneleriyle ilerliyor.
Bu cümle Zuhruf 43/3'te kelime kelime aynıdır ve Zuhruf 43/3'te işlendi; orada Kur'an'ın kendini "Arapça" diye nitelediği bütün yerler listelenmişti (Tâhâ 20/113, Zümer 39/28, Fussilet 41/3, Şûrâ 42/7, Ahkāf 46/12, Ra'd 13/37). Şûrâ 42/7'de de aynı bağ kurulmuştu. Tekrarlamıyorum.
Buraya ait olan tek şey siyaktır ve kendi okumam olarak veriyorum: bir kıssa sûresinin başında "akledesiniz diye" denmesi kaydedilmeye değer. Kıssa, hoşça vakit geçirilecek bir anlatı olarak değil, akıl yürütülecek bir malzeme olarak sunuluyor — ve sûre bunu son ayetinde tekrarlayacak: ıbratün li-üli'l-elbâb (111).