وَيَٰقَوْمِ لَا يَجْرِمَنَّكُمْ شِقَاقِىٓ أَن يُصِيبَكُم مِّثْلُ مَآ أَصَابَ قَوْمَ نُوحٍ أَوْ قَوْمَ هُودٍ أَوْ قَوْمَ صَٰلِحٍ وَمَا قَوْمُ لُوطٍ مِّنكُم بِبَعِيدٍ
"Ey kavmim! Bana karşı düşmanlığınız, sakın Nûh kavminin yahut Hûd kavminin yahut Sâlih kavminin başına gelenin benzerini sizin de başınıza getirmesin. Lût kavmi de sizden uzak değildir."
Ve sıra, sûrenin kendi sırasıdır: Nûh (25-49) → Hûd (50-60) → Sâlih (61-68) → Lût (77-83). Beşinci elçi, kendisinden öncekilerin dördünü sayıyor.
Bunu bir yapı gözlemi olarak kaydediyorum: sûre, kıssaları birbirinden bağımsız anlatmıyor; beşinci kıssanın içinde ilk dördü delil olarak kullanılıyor.
وَمَا قَوْمُ لُوطٍ مِّنكُم بِبَعِيدٍ — ve bu cümle, sekiz ayet önce (11/83) geçen ve mâ hiye mine'z-zâlimîne bi-baîd ile birebir aynı kalıptadır.
| Yer | Cümle | Ne "uzak değil" |
|---|---|---|
| 11/83 | Ve mâ hiye mine'z-zâlimîne bi-baîd | Taşlar — zalimlerden |
| 11/89 | Ve mâ kavmu Lûtın minküm bi-baîd | Lût kavmi — sizden |
İki cümle metinden doğrulanabilir biçimde aynı kalıbı taşıyor — ve bu tekrar, Lût bölümünün kapanışında (11/83 üzerine yazılan notta) zaten kaydedilmişti.
Müfessirler bi-baîdin neyi kastettiğinde ayrılır: zaman bakımından yakınlık mı, mekân bakımından yakınlık mı (Medyen ile Lût kavminin yurdu arasındaki mesafe), yoksa fiil bakımından benzerlik mi. Tercih yapılmıyor; üç okuma da cümlenin lafzıyla bağdaşır.
Kelime Kur'an'da iki yerde Allah'ın ismi olarak geçer: burada ve Bürûc 85/14'te (ve hüve'l-ğafûru'l-vedûd). İkisi de işlendi; oraya dayanıyorum.
Ve yerleşimi kaydedilmeye değer: kelime, dört helâk hatırlatmasının hemen ardından geliyor. Yani en sert hatırlatmadan sonraki cümle, en yumuşak isimdir.