وَإِلَىٰ مَدْيَنَ أَخَاهُمْ شُعَيْبًا قَالَ يَٰقَوْمِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُۥ وَلَا تَنقُصُوا۟ ٱلْمِكْيَالَ وَٱلْمِيزَانَ
Ve ilâ Medyene ehâhüm Şuaybâ · Kāle yâ kavmi'budullâhe mâ leküm min ilâhin ğayruh · Ve lâ tenkusü'l-mikyâle ve'l-mîzân · İnnî erâküm bi-hayrin ve innî ehâfü aleyküm azâbe yevmin muhît
"Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı gönderdik. Dedi ki: 'Ey kavmim! Allah'a kulluk edin; sizin O'ndan başka tanrınız yok. Ölçüyü ve tartıyı eksiltmeyin. Ben sizi bolluk içinde görüyorum ve ben sizin için kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum.'"
Sûrede beşinci elçi geliyor ve açılış cümlesi yine aynı: i'büdüllâhe mâ leküm min ilâhin ğayruh — Nûh (26'da başka lafızla), Hûd (50), Sâlih (61) ve şimdi Şuayb (84). Üç yerde harfi harfine aynı.
| Elçi | Tevhid çağrısının ardından gelen ikinci emir |
|---|---|
| Hûd (52) | Ve lâ tetevellev mücrimîn |
| Sâlih (64) | Fe-zerûhâ te'kül fî ardillâh — devenin dokunulmazlığı |
| Şuayb (84-85) | Lâ tenkusü'l-mikyâle ve'l-mîzân — ölçü ve tartı |
Yani sûre, aynı kökü her toplumda o toplumun kendi hastalığına bağlıyor. Ve Medyen'in hastalığı ticarettir.
Cümlenin sırası kaydedilmelidir: önce "sizi bolluk içinde görüyorum", hemen sonra "kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum".
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve bağlayıcı değildir: iki cümle arasında ve (vâv) var, lâkin yok. Yani bolluk, azabın gerekçesi olarak değil, azabın karşısına konarak anılıyor — elinde imkân olan, eksik ölçmeye muhtaç değildir.
مُحِيط — kök ح-و-ط: çepeçevre kuşatmak. Kelime aynı sûrede birazdan ikinci kez gelecek — 92'de inne rabbî bimâ ta'melûne muhît.
İki kullanım sekiz ayet arayla duruyor ve aynı köktendir; bu, metinden doğrulanabilir bir tekrardır.
ب-خ-س kökü: bir şeyin hakkını eksik vermek, değerini düşürmek. Semenin bahs — düşük fiyat. Kök Mutaffifîn sûresinin bütününde işlendi; oraya dayanıyorum.
Ve kelimenin nesnesi kaydedilmeye değer: en-nâse eşyâehüm — "insanların şeylerini". Ölçü âleti değil, karşı tarafın malı.
Bunu bir dil gözlemi olarak kaydediyorum: ayet, terazinin ayarından söz etmeye başlayıp insanın hakkında bitiriyor. Ve cümle üçüncü adımda daha da genişliyor: ve lâ ta'sev fi'l-ardi müfsidîn — yeryüzünde bozgunculuk.
| Görüş | Bakiyyetullâh ne demek |
|---|---|
| A | Allah'ın size bıraktığı helâl kazanç — eksik ölçerek elde edilenin karşısında |
| B | Allah katındaki karşılık, sevap — dünyada kalanın karşısında |
| C | Allah'ın emrine uymanın kendisi |
Tercih yapılmıyor. Ancak cümlenin hayrun leküm (sizin için daha hayırlı) kalıbıyla kurulduğu kaydedilmelidir: bir karşılaştırma yapılıyor — yani karşısında duran bir şey var, ve o şey bağlamda eksik ölçerek elde edilen kazançtır.
وَمَآ أَنَا۠ عَلَيْكُم بِحَفِيظٍ — "Ben sizin üzerinizde bir bekçi değilim." Aynı sınır En'âm 6/107'de (ve mâ ente aleyhim bi-vekîl) ve Şûrâ 42/48'de işlendi.