فَلَمَّا رَءَآ أَيْدِيَهُمْ لَا تَصِلُ إِلَيْهِ نَكِرَهُمْ وَأَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةً قَالُوا۟ لَا تَخَفْ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمِ لُوطٍ
Fe-lemmâ raâ eydiyehüm lâ tesılü ileyhi nekirahüm ve evcese minhüm hîfe, kālû lâ tehaf innâ ürsilnâ ilâ kavmi Lût
"Ellerinin ona uzanmadığını görünce onları yadırgadı ve içine onlardan bir korku düştü. 'Korkma' dediler, 'biz Lût kavmine gönderildik.'"
Yani İbrâhim'in fark ettiği şey somuttur: eller uzanmıyor. Arap geleneğinde misafirin yemeği reddetmesi ağır bir işarettir: yemek yemek, ev sahibiyle bir bağ kurmaktır. Yemeği reddeden kişi, o bağı kurmak istemiyor demektir. Yani İbrâhim'in korkusu batıl bir korku değil, doğru bir çıkarımdır. أَوْجَسَ — kök و-ج-س: vecs, hafif, belli belirsiz ses; evcese — içinde hissetti. Korku burada bir dehşet değil, bir sezgi. Peygamberlerin korkusu Kur'an'da bir kusur olarak sunulmaz; insanî bir tepki olarak kaydedilir. Ve meleklerin cevabı korkuyu azarlamıyor.
Bir — Hûd'da bir fiil daha var: nekirahüm. ن-ك-ر kökü — tanımamak, yadırgamak — Zâriyât 51/25'te (kavmün münkerûn) işlendi.
| Zâriyât 51/25 | Hûd 11/70 | |
|---|---|---|
| Kök nerede | Sahnenin başında — kapıda | Sahnenin ortasında — sofrada |
| Ne yadırganıyor | Kimlikleri — kavmün münkerûn | Davranışları — nekirahüm |
Yani Zâriyât'ta yabancılık girişte fark ediliyor; Hûd'da sofrada. Bu, metinden doğrulanabilir bir farktır.
İki — Hûd'da meleklerin cevabı bir gerekçe içeriyor: innâ ürsilnâ ilâ kavmi Lût. Zâriyât'ta bu bilgi daha sonra (51/32) veriliyor.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: Hûd, bilgiyi hemen veriyor — çünkü sûrenin bu bölümü Lût kıssasına doğru gidiyor. Zâriyât ise sahneyi geciktiriyor, çünkü orada konu ağırlamanın kendisidir.