وَإِلَىٰ ثَمُودَ أَخَاهُمْ صَٰلِحًا قَالَ يَٰقَوْمِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُۥ هُوَ أَنشَأَكُم مِّنَ ٱلْأَرْضِ وَٱسْتَعْمَرَكُمْ فِيهَا فَٱسْتَغْفِرُوهُ ثُمَّ تُوبُوٓا۟ إِلَيْهِ إِنَّ رَبِّى قَرِيبٌ مُّجِيبٌ
Ve ilâ Semûde ehâhüm Sâlihâ, kāle yâ kavmi'büdullâhe mâ leküm min ilâhin ğayruh, hüve enşeeküm mine'l-ardı ve'sta'mereküm fîhâ fe'stağfirûhu sümme tûbû ileyh, inne rabbî karîbün mücîb
"Semûd'a da kardeşleri Sâlih'i [gönderdik]. Dedi ki: 'Ey kavmim! Allah'a kulluk edin; sizin O'ndan başka ilâhınız yok. Sizi yerden meydana getiren ve orada sizi imarla görevlendiren O'dur. Öyleyse O'ndan bağışlanma dileyin, sonra O'na dönün. Şüphesiz Rabbim yakındır, karşılık verendir.'"
ع-م-ر kökü. Kök dizinde birkaç yerde geçti (Rûm, Yâsîn, Tûr) ama bu türev ilk kez burada çözümleniyor.
| Yön | Anlam |
|---|---|
| Zaman | Uzun yaşamak, ömür sürmek — umur, amr |
| Mekân | Bir yeri şenlendirmek, bayındır kılmak — imâret, ma'mûr |
Dilciler iki yönü şöyle birleştirir: bir yerin ma'mûr olması, orada hayatın sürmesidir. Boş bir yer harâbtır; içinde yaşanan yer âmirdir. Yani mekân anlamı, zaman anlamının bir sonucudur.
| Türev | Anlam |
|---|---|
| عُمْر / عَمْر | Ömür, yaşam süresi |
| عِمَارَة | Bir yeri bayındır kılma; yapı |
| مَعْمُور | Şenlendirilmiş, içinde yaşanan |
| عَمَّرَ | Uzun yaşattı; ya da imar etti |
| ٱعْتَمَرَ | Ziyaret etti — umre buradan |
| ٱسْتَعْمَرَ | Buradaki fiil — X. bâb |
Ve umre kelimesinin aynı kökten olması kaydedilmeye değer: dilciler bunu bir yeri ziyaretle şenlendirmek anlamına bağlar.
| İşlev | Örnek | Buraya uygunluğu |
|---|---|---|
| 1. İstemek | İstağfera — bağışlanma istedi | "Sizden imar etmenizi istedi" |
| 2. Bir şeyi öyle bulmak/saymak | İstahsene — güzel buldu | Buraya oturmuyor |
| 3. Birini bir işe koşmak, görevlendirmek | İsta'mele — birini bir işte çalıştırdı | "Sizi imarla görevlendirdi" |
Klasik kaynaklarda ayetteki ista'mera fiili için verilen karşılıklar bu üç işlevin ilk ve üçüncüsüne dayanır. Tabloyla veriyorum:
| Okuma | Anlam |
|---|---|
| 1 | "Sizi orada imar etmekle görevlendirdi" — imar bir görev olarak veriliyor |
| 2 | "Sizi orada yerleştirdi, oturttu" — iskân anlamı |
| 3 | "Sizi orada uzun ömürlü kıldı" — zaman anlamı |
| 4 | "Sizden orayı imar etmenizi istedi" — talep anlamı |
Dört okuma da klasik kaynaklarda nakledilir; tercih dayatmıyorum. Ama dördünün ortak yanı kaydedilmelidir: hepsinde insan ile toprak arasında sürekli bir ilişki kuruluyor.
Ve ayetin dizimi kaydedilmelidir: iki fiil arka arkaya geliyor ve ikisinin de öznesi Allah, mef'ûlü insan.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki harfin karşıtlığıdır: insan aynı şeyin hem ürünü (mine'l-ard) hem görevlisi (fîhâ) olarak anılıyor. Yani cümle, toprakla ilişkiyi tek yönlü bırakmıyor: alınan yer, işlenen yerdir.
ن-ش-أ kökü: bir şeyin yavaş yavaş meydana gelmesi, yükselmesi. Kök Necm 53/32 ve Ankebût 29/20'de (sümme'llâhu yünşiu'n-neş'ete'l-âhıra) işlendi.
Kelimenin bugünkü Arapçada kazandığı bir siyasî anlam vardır ve bunu bir dil kaydı olarak anıyorum: modern Arapçada isti'mâr, sömürgecilik karşılığı olarak kullanılır. Bu, kelimenin sonradan kazandığı bir kullanımdır ve ayetin anlamıyla ilgisi yoktur.
STYLE gereği açıkça kaydediyorum: ayet bir siyasî kavramdan söz etmiyor; ve bu tefsirde güncel siyasete girilmez. Kaydedilen şey, kelimenin kökündeki "bir yeri yaşanır kılma" fikridir.
Ve ayetin kurduğu ilişki, kendi okumam olarak şudur: yeryüzü insana bir mülk olarak değil, bir iş olarak veriliyor. Ve dayanağı, fiilin X. bâbda oluşudur — bâbın üçüncü işlevi (birini bir işe koşmak) bu okumayı destekler. Bu bir izahtır ve bağlayıcı değildir.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: cümle bir istiğfar emrinin hemen ardından geliyor. Yani yakınlık, çağrının karşılıksız kalmayacağının gerekçesi olarak konuyor. Bakara 2/186'da (fe-innî karîb, ücîbü da'vete'd-dâi) aynı iki kök birlikte geçer.