قَالُوا۟ يَٰهُودُ مَا جِئْتَنَا بِبَيِّنَةٍ وَمَا نَحْنُ بِتَارِكِىٓ ءَالِهَتِنَا عَن قَوْلِكَ وَمَا نَحْنُ لَكَ بِمُؤْمِنِينَ · إِن نَّقُولُ إِلَّا ٱعْتَرَىٰكَ بَعْضُ ءَالِهَتِنَا بِسُوٓءٍ قَالَ إِنِّىٓ أُشْهِدُ ٱللَّهَ وَٱشْهَدُوٓا۟ أَنِّى بَرِىٓءٌ مِّمَّا تُشْرِكُونَ · مِن دُونِهِۦ فَكِيدُونِى جَمِيعًا ثُمَّ لَا تُنظِرُونِ
Kālû yâ Hûdü mâ ci'tenâ bi-beyyinetin ve mâ nahnü bi-târikî âlihetinâ an kavlike ve mâ nahnü leke bi-mü'minîn · İn nekūlü ille' terâke ba'du âlihetinâ bi-sû', kāle innî üşhidullâhe veşhedû ennî berîün mimmâ tüşrikûn · Min dûnihî fe-kîdûnî cemîan sümme lâ tunzırûn
"Dediler ki: 'Ey Hûd! Bize apaçık bir belge getirmedin. Senin sözünle ilâhlarımızı bırakacak değiliz; sana inanacak da değiliz. · Biz ancak, "ilâhlarımızdan biri seni fena çarpmış" deriz.' Dedi ki: 'Ben Allah'ı şahit tutuyorum; siz de şahit olun ki ben, O'ndan başka ortak koştuğunuz şeylerden uzağım. · Haydi hepiniz bana tuzak kurun, sonra bana hiç göz açtırmayın!'"
Elli üçüncü ayet, yirmi yedinci ayetteki üçlü olumsuzlamanın karşılığıdır. İki ayeti karşılaştırıyorum:
| Nûh'un kavmi (27) | Hûd'un kavmi (53) | |
|---|---|---|
| 1 | Mâ nerâke illâ beşeran mislenâ | Mâ ci'tenâ bi-beyyineh |
| 2 | Mâ nerâke'ttebeake ille'l-erâzil | Mâ nahnü bi-târikî âlihetinâ |
| 3 | Mâ nerâ leküm aleynâ min fadl | Mâ nahnü leke bi-mü'minîn |
İki kavim de üçer olumsuz cümle kuruyor. Fark: Nûh'un kavmi gördüğünü söylüyordu; Hûd'un kavmi yapmayacağını söylüyor.
Yukarıda (11/17) tablolandığı gibi, beyyine sûrede beş kez geçiyor ve dördü peygamberlerin/mü'minlerin elinde olduğunu bildiriyor. Bu, tek olumsuz geçiştir.
Ve kaydedilmesi gereken şudur: bu ayetten üç ayet sonra (56) Hûd bir delil getirecek — mâ min dâbbetin illâ hüve âhızün bi-nâsıyetihâ.
ع-ر-و kökü: bir şeye gelip çatmak, ansızın isabet etmek. İ'terâ (VIII. bâb) — birine gelip çarpmak, musallat olmak.
Bu, Kur'an'da tekrarlanan bir suçlama ailesine aittir — mecnûn (cinlenmiş) suçlaması Kalem 68/2, Sâffât 37/36, Tûr 52/29'da işlendi. Oraya dayanıyorum.
Buradaki fark kaydedilmelidir ve bir dizim gözlemidir: suçlama, kendi ilâhlarına bir fiil nispet ediyor. Yani kavim, ilâhlarının bir şey yapabildiğini iddia ediyor. Ve Hûd'un cevabı tam buraya oturacak: "haydi hepiniz bana tuzak kurun."
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: Hûd, kendisini yalanlayan tarafı kendi beyanına şahit yapıyor. Bu, olağandışı bir hitaptır.
Ve cümlenin yapısı kaydedilmelidir: bir peygamber, kendisine karşı olan herkesi birden ve süresiz olarak davet ediyor.
Aynı kalıp Kur'an'da başka yerlerde de geçer: sümme kîdûnî fe-lâ tunzırûn (A'râf 7/195); fe-ecmiû emraküm ve şürekâeküm (Yûnus 10/71). Bunlar aynı ailedendir.