قَالَ رَبِّ إِنِّىٓ أَعُوذُ بِكَ أَنْ أَسْـَٔلَكَ مَا لَيْسَ لِى بِهِۦ عِلْمٌ وَإِلَّا تَغْفِرْ لِى وَتَرْحَمْنِىٓ أَكُن مِّنَ ٱلْخَٰسِرِينَ
Kāle rabbi innî eûzü bike en es'eleke mâ leyse lî bihî ilm, ve illâ tağfir lî ve terhamnî ekün mine'l-hâsirîn
"Dedi ki: 'Rabbim! Hakkında bilgim olmayan bir şeyi senden istemekten sana sığınırım. Beni bağışlamaz ve bana merhamet etmezsen, ziyana uğrayanlardan olurum.'"
Nûh, kırk altıncı ayetteki uyarıya bir savunmayla karşılık vermiyor. "Ben bilmiyordum" demiyor; "haklıydım" demiyor.
| # | İfade | Ne yapıyor |
|---|---|---|
| 1 | Eûzü bike en es'eleke mâ leyse lî bihî ilm | Uyarının kelimelerini aynen alıyor |
| 2 | Ve illâ tağfir lî ve terhamnî ekün mine'l-hâsirîn | Sonucu kendi üzerine alıyor |
Tek fark zamirdedir: leke → lî. Yani Nûh, kendisine söyleneni birinci şahsa çevirerek tekrarlıyor. Bu, metinden doğrulanabilir bir örtüşmedir.
Ve sığınılan şeyin ne olduğu kaydedilmelidir: Nûh, bir düşmandan, bir azaptan ya da bir tehlikeden değil; kendi yapacağı bir istekten sığınıyor.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum ve dizindeki eûzü kullanımlarıyla karşılaştırıyorum: Felak ve Nâs sûrelerinde sığınılan şey dışarıdan gelen bir şerdir. Burada içeriden gelen bir davranıştır.
Ve iki fiilin sırası kaydedilmeye değer: tağfir (bağışlama) ve terham (merhamet). Ve aynı iki isim kırk birinci ayette geçmişti: inne rabbî le-ğafûrun rahîm — Nûh gemiye binerken.
| Ayet | İfade | Kim hakkında |
|---|---|---|
| 41 | İnne rabbî le-ğafûrun rahîm | Gemiye binenler için söylenmişti |
| 47 | Ve illâ tağfir lî ve terhamnî | Kendisi için isteniyor |
Ve Nûh'de aynı yapının sûre içindeki sırası tablolanmıştı: mağfiret önce başkası için umuluyor (71/7), sonra başkasından istenmesi öğretiliyor (71/10), en sonda kişi kendisi için istiyor (71/28). Hûd 11/41-47 aynı sırayı daha kısa bir mesafede tekrarlıyor. Oraya dayanıyorum ve bunu bir örtüşme olarak kaydediyorum.