وَقِيلَ يَٰٓأَرْضُ ٱبْلَعِى مَآءَكِ وَيَٰسَمَآءُ أَقْلِعِى وَغِيضَ ٱلْمَآءُ وَقُضِىَ ٱلْأَمْرُ وَٱسْتَوَتْ عَلَى ٱلْجُودِىِّ وَقِيلَ بُعْدًا لِّلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ
Ve kīle yâ ardu'bleî mâeki ve yâ semâü akliî ve ğîda'l-mâü ve kudiye'l-emru ve'stevet ale'l-Cûdiyyi ve kīle bu'den li'l-kavmi'z-zâlimîn
"Ve denildi ki: 'Ey yer, suyunu yut! Ey gök, tut kendini!' Su çekildi, iş bitirildi ve gemi Cûdî'ye oturdu. Ve denildi ki: 'Zalimler topluluğu uzak olsun!'"
Bu ayet, Arap belâgati kaynaklarında sık sık anılan bir örnektir. Sebebi, cümlelerin kısalığı ve sıralanışıdır. Ayeti bir tablo hâlinde açıyorum:
| # | Cümle | Kip | Kim/ne |
|---|---|---|---|
| 1 | Ve kīle | Meçhul mâzî | Söyleyen anılmıyor |
| 2 | Yâ ardu'bleî mâeki | Emir | Yere |
| 3 | Ve yâ semâü akliî | Emir | Göğe |
| 4 | Ve ğîda'l-mâ' | Meçhul mâzî | Su |
| 5 | Ve kudiye'l-emr | Meçhul mâzî | İş |
| 6 | Ve'stevet ale'l-Cûdiyy | Mâzî | Gemi |
| 7 | Ve kīle | Meçhul mâzî | Söyleyen anılmıyor |
| 8 | Bu'den li'l-kavmi'z-zâlimîn | Dua/hüküm kalıbı | Kavim |
Sekiz cümlenin dördü meçhuldür (edilgen). Ve bu, kaydedilmeye değer bir dizim özelliğidir: fâil hiçbir yerde anılmıyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı yukarıdaki tablodur: ayet, emri veren ile emri alan arasındaki mesafeyi hiç doldurmuyor. Emir söyleniyor, sonuç bildiriliyor; arada bir aşama yok.
Kelimenin seçimi kaydedilmelidir: ayet câffi (kuru) ya da inşefî (emil) demiyor. "Yut" diyor — bir canlının fiili.
Ve göğe verilen emir de aynı türdendir: akliî. ق-ل-ع kökü: sökmek, koparmak; ve bir işten vazgeçmek. Aklaa an — bir şeyden el çekti, kesti. Yani göğe "yağmayı bırak" deniyor.
Ve bu kök Ra'd 13/8'de (ve mâ teğîdu'l-erhâmü ve mâ tezdâd) işlendi ve oraya dayanıyorum. İki ayette de aynı kök, aynı çekirdek anlam: eksilme, çekilme.
Bunu bir kelime gözlemi olarak kaydediyorum: kök Kur'an'da iki yerde geçiyor ve ikisinde de görünmeyen bir azalma anlatılıyor.
Ve terkip Kur'an'da başka yerlerde de geçer (Meryem 19/21, Bakara 2/210). Buradaki işi, tufanın bittiğini bildirmektir.
KURAL gereği bir kayıt: bu adın hangi coğrafî noktayı gösterdiği hakkında klasik kaynaklarda ve sonraki literatürde farklı görüşler nakledilir. Kur'an bir konum tarifi vermez. Bu tefsirde bir yer tayin edilmiyor ve tartışma açılmıyor.
| Ayet | İfade | Kim |
|---|---|---|
| 44 | Bu'den li'l-kavmi'z-zâlimîn | Nûh'un kavmi — ad verilmiyor |
| 60 | Elâ bu'den li-Âdin kavmi Hûd | Âd |
| 68 | Elâ bu'den li-Semûd | Semûd |
| 95 | Elâ bu'den li-Medyene kemâ baidet Semûd | Medyen |
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum ve STYLE'ın bir ilkesiyle bağlıyorum: bu tefsirde bir topluluk hakkında toptan hüküm kurulmaz; ayetin tarif ettiği vasıflardır (STYLE). Kırk dördüncü ayet bunu kendisi yapıyor: adı değil vasfı anıyor.
ب-ع-د kökü: uzak olmak. Bu'den — mef'ûl-i mutlak kalıbında bir beddua/hüküm ifadesi: "uzak olsun". Ve kelime, doksan beşinci ayette bir fiille pekiştirilecek: kemâ baidet Semûd.