وَقَالَ ٱرْكَبُوا۟ فِيهَا بِسْمِ ٱللَّهِ مَجْر۪ىٰهَا وَمُرْسَىٰهَآ إِنَّ رَبِّى لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ
"Dedi ki: 'Ona binin. Onun akıp gitmesi de durması da Allah'ın adıyladır. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayan, çok merhamet edendir.'"
Arapçada rakibe fiili doğrudan mef'ûl alır: rakibe's-sefîne (gemiye bindi). Burada araya fî harfi giriyor: irkebû fîhâ.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum ve dilcilerin kaydettiği izahı aktarıyorum: fî harfi, binmenin üstüne değil içine olduğunu bildirir. Yani hayvana biner gibi değil, bir kabın içine girer gibi.
ج-ر-ي kökü: akmak, koşmak. ر-س-و kökü: sabit olmak, demir atmak. Mursâ — durma yeri/anı; aynı kökten ravâsî (sabit dağlar) gelir ve dizinde işlendi (Ra'd 13/3, Lokmân 31/10).
Bir kıraat farkı nakledilir: kelimelerin mecrâhâ / mursâhâ (fetha ile, ism-i zaman-mekân) ya da mücrâhâ / mursâhâ (zamme ile, if'âl bâbından meçhul masdar) okunduğu kaydedilir. İkinci okuyuşta anlam "yürütülmesi ve durdurulması" olur. İki okuyuş da nakledilir; tercih dayatmıyorum.
Ve besmelenin buradaki yeri kaydedilmeye değer. Fâtiha'de besmele işlendi. Buraya ait olan şudur: Kur'an'da besmelenin bir olayın içinde, bir kişinin ağzından söylendiği yerler azdır; bu, onlardan biridir.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: cümle, geminin hareketini de duruşunu da aynı ada bağlıyor. Yani ne yürümesi Nûh'un ustalığına, ne durması onun kararına bağlanıyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve bağlayıcı değildir: cümle gemiye binenlere söyleniyor; onlar için anılan sıfat bağışlama ve merhamettir. Bu bir izahtır.