فَلَا تَكُ فِى مِرْيَةٍ مِّمَّا يَعْبُدُ هَٰٓؤُلَآءِ … فَٱسْتَقِمْ كَمَآ أُمِرْتَ وَمَن تَابَ مَعَكَ وَلَا تَطْغَوْا۟
"Şunların taptıkları konusunda şüphede olma. Onlar, daha önce atalarının taptığı gibi tapıyorlar. Biz onların payını eksiltmeden vereceğiz."
Sûrenin bu bölümü, kıssalardan muhataba dönüyor. Ve dönüşün ilk cümlesi bir şüphe yasağıdır: fe-lâ tekü fî miryetin.
Ve dayanak veriliyor: daha önce de böyle oldu. Fa'htülife fîh — meçhul kalıp: "onda ihtilafa düşüldü".
وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِن رَّبِّكَ لَقُضِىَ بَيْنَهُمْ — aynı cümle Yûnus 10/19 ve Fussilet 41/45'te işlendi; oraya dayanıyorum. Sûrede kelimetün sebekat kalıbı, hükmün ertelenmesinin sebebi olarak duruyor.
ق-و-م kökü, X. bâbda (istikāme): dosdoğru olmak, dik durmak. İstif'âl kalıbı burada talep değil, sebat anlamı taşır — dilciler bunu "bir hâl üzere sürekli kalmak" diye açıklar.
| Kayıt | İfade |
|---|---|
| Ölçü | Kemâ ümirte — kendi belirlediğin gibi değil, emredildiği gibi |
| Kapsam | Ve men tâbe meak — yalnız sen değil |
| Sınır | Ve lâ tetğav — çoğul; taşmayın |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı fiil çekimidir: emir tekil (istekim) başlıyor, yasak çoğul (lâ tetğav) bitiyor. Yani doğruluk emri kişiye, taşma yasağı topluluğa yöneliyor.
ط-غ-ي kökü: haddi aşmak, sınırı taşmak. Kök Hâkka 69/11'de (lemmâ tağa'l-mâ') suyun taşması için, Alak 96/6'da insan için işlendi.
Bunu bir dil gözlemi olarak kaydediyorum: istikāmet ile tuğyân aynı eksenin iki yönüdür — biri çizgide durmak, öteki çizgiyi aşmak. Ayet ikisini tek cümlede yan yana koyuyor.
إِنَّهُۥ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ — ve gözetim cümlesi, sûrede dördüncü kez bu bölgede tekrarlanıyor (92: muhît, 111: habîr, 112: basîr, 123: ve mâ rabbüke bi-ğāfilin ammâ ta'melûn).