أَلَمْ يَجْعَلْ كَيْدَهُمْ فِي تَضْلِيلٍ
Ayet yine olumsuz soru ile başlıyor. Arapçada olumsuz soru (e lem), aslında kuvvetli bir olumlamadır: "yapmadı mı?" = "elbette yaptı, hem de biliyorsun." Türkçede "etmedi mi ama?" derken yaptığımız şeyin aynısı.
İki ayetin arka arkaya aynı kalıpla gelmesi, ikisinin tek bir olayın iki yüzü olduğunu gösterir: birinci ayet olayı dışarıdan gösterir ("ne yaptı"), ikincisi olayın iç mantığını verir ("planlarını boşa çıkardı").
Kök k-y-d. Sözlükte: bir şeyi gizlice ve dolaylı yoldan yapmaya çalışmak; hile kurmak; birinin farkına varmadan zarar göreceği bir düzen hazırlamak.
Kelimenin en belirleyici özelliği gizliliktir. Açık saldırıya keyd denmez; keyd, hesaplanmış, planlanmış, karşı tarafın göremediği bir düzenektir. Bu yüzden Kur'an keyd kelimesini genellikle güçlünün zayıfa kurduğu düzen için kullanır.
Burada bir soru doğar: Ebrehe ordusuyla açıkça yürüdüyse, gizli plan neresinde? Klasik müfessirlerin verdiği cevap makul: keyd, ordunun yürüyüşü değil, niyetin arkasındaki hesaptır. Rivayete göre görünürde bir tapınak inşası ve bir hac merkezi meselesi vardı; asıl hedef ise Mekke'nin bölgedeki konumunu ortadan kaldırmaktı. Yani ortada bir askerî hareket kadar bir strateji vardı ve strateji tanımı gereği gizlidir.
- "İşte Yûsuf için böyle bir düzen kurduk" (Yûsuf 12/76) — burada keyd Allah'a nispet edilir ve olumsuz değildir; "onların hesabını tersine çeviren ince tedbir" anlamındadır.
- "Onlar bir tuzak kuruyorlar, ben de bir tuzak kuruyorum" (Târık 86/15-16) — bu iki ayet, Fîl sûresinin ilkesinin genel ifadesi gibidir.
Buradan çıkan ölçü şudur: Kur'an, kötü planın kendisini değil, planın kimin elinde son bulacağını tartışma konusu yapar. Plan kurmak yasaklanmış değil; planın nihai hükmünün insanda olmadığı söyleniyor.
Buradaki kelime tef'îl kalıbındadır (tadlîl) ve bu kalıp Arapçada ettirgenlik bildirir: sapmak değil, saptırmak; kaybolmak değil, kaybettirmek.
Türkçeye "boşa çıkarma" diye çevirmek doğru ama kelimenin görüntüsünü kaçırır. Asıl görüntü şudur: bir plan, hedefine doğru yola çıkmış bir yolcu gibidir. Tadlîl, o yolcunun yolunu şaşırtmaktır. Plan yok edilmiyor, yolundan ediliyor. Ordu geri püskürtülmedi, imha da edilmedi — hedefe varamadı. Aradaki fark, sûrenin anlattığı olayın biçimine tam olarak uyar.
Dizimdeki asıl nükte burada. Ayet "keydlerini boşa çıkardı" demiyor; "keydlerini bir boşa-çıkarmışlığın içine koydu" diyor. Fiil ce'ale (kılmak, koymak), harf fî (içinde).
Arapçada fî zarfiyet bildirir: kap, içine alma, kuşatma. Yani plan, boşa çıkma halinin içine yerleştirilmiştir; ona dışarıdan bir darbe inmemiş, baştan sona onu kuşatan bir durumun içine düşmüştür.
Bunun anlamı şu: plan bir noktada bozulmadı, hiçbir noktasında işlemedi. Yürüyüş boşunaydı, hazırlık boşunaydı, filler boşunaydı. Boşa çıkma, planın bir aşaması değil, ortamıdır.
Bir de belirsizlik (tenvin) var: tadlîlin, "bir boşa çıkarma". Arapçada belirsizlik burada büyütme (tazîm) bildirir: sıradan değil, tarifi zor bir boşa çıkarma.
Bu, dinî bir teselli cümlesi olarak okunabilir; ama aynı zamanda gözlemlenebilir bir tarih kuralıdır. Askerî tarihte, üstün gücün küçük ve hesaba katılmayan bir değişkende takılıp kalması nadir değildir: iklim, hastalık, lojistik, arazi. Ebrehe seferinin nasıl sona erdiği tartışılır; ama seferin sona erdiği ve hedefe varamadığı tartışılmaz.
Sûrenin yaptığı şey, bu olguya bir fail atamaktır. Bunu "tesadüf" diye okumak da mümkündür; sûre başka türlü okur ve okumasının gerekçesini bir sonraki ayetlerde verir.