وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا هِيَهْ
- 3. ayet: me'l-kâria — soru, ismin tekrarıyla soruluyor.
- 10. ayet: mâ hiyeh — soru, zamirle soruluyor.
İlk üç ayette kelime hiç zamire çevrilmemişti; her seferinde tamamı tekrarlanmıştı. Burada ise hâviye için zamir kullanılıyor.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum. Ayrıca hâviye nekre (belirsiz) olarak geçmişti; belirsiz bir kelimeye zamirle dönmek doğaldır.
"Annesi Hâviye'dir" denmişti — muhatabın kafası karışacak bir ifade. Ve hemen ardından: "Onun ne olduğunu sen ne bilirsin?"
Yani metin, söylediği şeyin açıklama gerektirdiğini biliyor ve açıklamayı vermeden önce açıklamanın yetersiz kalacağını ilan ediyor. Hümeze bölümünde kaydedildiği gibi: tasvir bir tanım değil, bir işarettir.
İşlevi şudur: Arapçada bazı kısa kelimeler durak halinde (vakf) sonlarındaki sesi kaybeder. Hiye kelimesi durulduğunda son sesli düşer ve kelime tanınmaz hale gelir. Sonuna eklenen sâkin hâ, o sesi korur.
"İşte kitabımı okuyun!" (Hâkka 69/19 — kitâbiyeh); "Keşke hesabımı bilmeseydim!" (69/26 — hisâbiyeh); "Malım bana fayda vermedi" (69/28 — mâliyeh); "Saltanatım yok olup gitti" (69/29 — sultâniyeh).
Kâria'nın mâ hiyehi ile Hâkka'nın bu dizisi aynı gramer olayıdır. Ve iki sûrenin ilk üç ayetinin de aynı kalıpta olduğunu hatırlarsak, iki sûre arasında ses bakımından belirgin bir yakınlık var.
Bir kıraat notu. Bu hânın vakf halinde okunduğunda korunduğu konusunda görüş birliği vardır. Vasl halinde (durmadan devam edildiğinde) korunup korunmayacağı konusunda kıraat imamları arasında fark nakledilir. Hangi imamın hangi tercihte olduğunu kesin veremediğim için isim vermiyorum; anlamı değiştirmiyor.