وَإِذَآ أَذَقْنَا ٱلنَّاسَ رَحْمَةً مِّنۢ بَعْدِ ضَرَّآءَ مَسَّتْهُمْ إِذَا لَهُم مَّكْرٌ فِىٓ ءَايَاتِنَا
"İnsanlara, dokunan bir sıkıntının ardından bir rahmet tattırdığımızda, bir de bakarsın âyetlerimiz hakkında bir tuzakları var. De ki: 'Allah tuzak kurmakta daha hızlıdır.' Elçilerimiz, kurduğunuz tuzakları yazıyorlar."
| Ayet | Özne | Sıkıntıdan sonra |
|---|---|---|
| 12 | el-İnsân — tekil | Merra — geçip gider |
| 21 | en-Nâs — çoğul | Lehüm mekrun fî âyâtinâ — tuzak kurar |
İki ayet dokuz ayet arayla aynı yapıyı taşıyor (messe / messethüm, sonra kurtuluş, sonra tavır) ve ikincisinde davranış pasiflikten aktifliğe geçiyor. Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum; dayanağı iki ayetin kalıp ortaklığıdır.
م-ك-ر kökü: gizlice bir plan kurmak, sezdirmeden tedbir almak. Dilciler kökün asıl anlamını "bir şeyi asıl yönünden çevirmek" olarak da verir.
Klasik tefsirlerde bu kullanım müşâkele olarak açıklanır: karşı tarafın kullandığı kelimeyle cevap vermek. Yani "Allah da hile yapar" değil, "onların hilesine karşılığı O verir" anlamındadır. Bu izahı nakledildiği şekliyle aktarıyorum.
Ve seçilen sıfat esra' — "daha hızlı". Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: karşılaştırma güçte değil hızda kuruluyor. Tuzağın niteliği değil, önce davranan olması söyleniyor.
إِنَّ رُسُلَنَا يَكْتُبُونَ مَا تَمْكُرُونَ — rusül burada melekler anlamındadır; dilciler kelimenin "gönderilenler" anlamının bunu mümkün kıldığını kaydeder. Ra'd 13/11'de muakkıbât vesilesiyle aynı alan işlendi; oraya dayanıyorum.